“HEPİMİZİN BAĞIMLI OLMA POTANSİYELİ VAR”
Özel olarak bir topluluğun bağımlılığa daha fazla yatkın olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirten Prof. Dr. Onur Noyan, “Elbette genetik yatkınlıklar ve ailevi özellikler önemli. Sosyolojik, kültürel, ekonomik bazı durumlar da etkili ama bizim ayırabileceğimiz spesifik bir topluluk yok. Hepimizin bağımlı olma potansiyeli var. Bağımlılar mutlaka parçalanmış ailelerden çıkar gibi yaygın söylemler doğru değil. Çok düzenli bir aile yapısında olan bir ailenin çocuğu da bağımlı olabilir” ifadelerini kullandı.
“BİYOLOJİK VE PSİKOLOJİK DESTEK BİR ARADA OLMALI”
Türkiye’de ağırlıklı olarak bireysel tedavi yönteminin izlendiğini söyleyen Noyan, “Bizim önceliğimiz ve tercihimiz tedavinin psikososyal odaklı olması. Yani tedavide hem biyolojik, hem psikolojik müdahale hem de sosyolojik yaklaşımlar olmalı. Hastanın da önce klinik durumunu anlaması ve hastalığı kabullenmesi gerekiyor. Birçok hastamız bize ailesinin, yakınlarının zoruyla ya da çevrenin baskısıyla geliyor ve hasta olduklarını kabul etmiyorlar. Biz ilk önce farkındalığı ortaya koymaya çalışıyoruz. İkinci aşamada bazı test ve tetkikler yapıyoruz. Çünkü alkol ve madde beyinde bazı değişiklikleri, vücutta bazı değişiklikleri tetikliyor. Karaciğeri, böbrek işlevlerini bozabiliyor. Hastanın yaşadığı yoksunluğu biz başka ilaçlarla tedavi etmeye çalışıyoruz. Sürece eşlik eden başka psikiyatrik belirtiler varsa onlara özgü ilaçlarımızı veriyoruz. Bu biyolojik tarafı, bunun yanında mutlaka bir psikoterapi süreci öneriyoruz” dedi.
“AMATEM’LERİN YAYGINLAŞTIRILMASI ŞART”
Bağımlılık ve suça yatkınlık arasındaki bağlantıya da değinen Noyan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bağımlılık eşittir suç denklemini düzeltmemiz gerekiyor. Suç işleyen kişi potansiyel bir bağımlı diyemeyiz. Ya da bir bağımlı potansiyel suçludur dememiz çok yanlış oluyor ve maalesef basında en büyük yanılgı bu. Evet bazı ortak yatkınlıkları da var. Ama daha baskın tetikleyici unsurlar var. Ekonomik tablo bağımlılığı etkiliyor mu dersek evet etkiliyor. En basitinden kişinin kullandığı maddeler değişebiliyor. Ekonomik durumu iyi olmayan birisini seçtiği maddeler, kullandığı maddelerle, ekonomik durumu iyi olan birisinin kullandığım maddeler farklılaşıyor.
Devletin tedavi servisleri maalesef yetersiz. Bu alanda doktor sayısı yetersiz, psikolog sayısı daha da yetersiz. Yani kişiler özel bir kliniğe gidip alabilecekleri desteği, devlette alma ihtimalleri maalesef çok daha az. AMATEM’lerin yaygınlaştırılması, her il ve ilçeye mutlaka AMATEM açılması, doktor ve psikolog sayısının arttırılması şart.”