Köy Enstitüleri Nedir?
Türkiye'de köye öğretmen ve meslek erbabı yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803sayılı yasa ile açılan okul türü. Tamamen Türkiye'ye özgü olan bu eğitim projesini 28 Aralık 1938 tarihinde Millî Eğitim Bakanı olan Hasan Âli Yücel bizzat yönetti. Dönemin İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç da, Köy Enstitüleri'nin kuramcısı ve uygulamacısı olarak bilinir.
Köy Enstitüleri'nin kuruluş amaçlarına ve uyguladığı eğitim sistemine yakın görüşler gerek dünyada, gerekse Türkiye'de çeşitli eğitimciler tarafından öne sürülmüştür. Bunlara örnek olarak Pestalozzi, İsmail Mahir Efendi, Kerschensteiner [en] ve John Dewey verilebilir. İsviçreli eğitimci Pestalozzi, çocukların yaparak ve yaşayarak eğitilmesi gerektiğini savunmuştur. 20. yüzyılın başında Osmanlı'da ilk anaokulu ve anaokulu öğretmeni okulu açılmasına öncülük eden İsmail Mahir Efendi, köy öğretmenliği, kırsala dönük ve ziraat alanına da önem veren bir eğitim konusunda kafa yormuştur. Alman pedagog Kerschensteiner, eğitimin toplum yararına olmasını savunmuş ve iş okulu kavramını geliştirmiştir. 1924'te Türkiye'ye çağrılan John Dewey de, 1939'da kitap olarak basılan raporunda Türk yaşamının temeli olan çiftçilerin gereksinimlerine karşılık gelecek köy okullarına öğretmen yetiştirilmesini önermiştir. Ancak Köy Enstitüleri; Atatürk'ün yön göstermesi sonucu 1921'deki Maarif Kongresi'nden] başlayarak gündeme getirilen, daha sonra Mustafa Necati, Reşit Galip ve Saffet Arıkan gibi erken Cumhuriyet Milli Eğitim Bakanı ve bakanlık kadroları tarafından dar anlamda uygulanan köy öğretmen okulu denemelerinin sonucunda varılan parlak, başarılı ve Türkiye'ye özgü özgün bir eğitim sistemidir.
Köy Enstitüsü mezunlarının aynı anda hem okul öğretmenleri hem de toplumun eğitmeni olması bekleniyordu. Böylece köyü içeriden değiştirecek ve kalkındıracak önderler yetiştirilmek amaçlanıyordu. Öğrenciler aslında kendi okullarını, evlerini, yatakhanelerini, işliklerini vb. inşa ettiler ve birlikte yaparak, yaşayarak üretim ile eğitimi kaynaştırdılar.
Köy enstitülerinin kapatılma süreci 1946 yılında Reşat Şemsettin Sirer'in Milli Eğitim Bakanı olmasıyla CHP döneminde başlamıştır. Reşat Şemsettin Sirer birçok köy enstitüsünü kapatmıştır, bunlardan birisi Hasanoğlan Köy Enstitüsü'dür.
Watson Dickerman, Kate Vixon Wofford [en] gibi Amerikalı eğitimciler köy enstitüleri ile ilgili çalışmalar yapıp olumlu ifadelerde bulunmuşlardır.
Kuruluşu
Öğrenciler ve öğretmenler yeni kurulacak Hasanoğlan Köy Enstitüsünün tabelasını dikiyor
Neredeyse tüm Anadolu'nun okulsuz ve öğretmensiz olduğu gerçeği göz önüne alınarak, dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün himayesinde, Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel tarafından İsmail Hakkı Tonguç'un çabalarıyla köylerden ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kuruldular. Geleneksel öğretmen okullarında yetişmiş öğretmenler için köylerde öğretmenlik yapmak, istenerek yapılacak bir görevden çok zorunluluk olarak algılanıyordu. Gönüllü ve özverili öğretmenlerin sayısı azdı. Oysa okuma yazma oranı Cumhuriyet ilk kurulduğu yıllarda %5 bile değildi. Bunun yanında nüfusun %80'lik bölümü köylerde yaşıyordu. Köy Enstitüleri'nin kurulması ve yaygınlaşması konusunda pedagoji uzmanı Halil Fikret Kanad'ın önemli çalışmaları vardı. Kanad, zorunluluktan değil özveriyle öğrenci yetiştirecek köye göre öğretmen fikrini savunmuştu.
1940 yılından başlayarak, tarım işlerine elverişli geniş arazisi bulunan köylerde veya onların hemen yakınlarında Köy Enstitüleri açıldı. Türkiye'de seçilen şehirlerden uzak ancak tren yollarına yakın tarıma elverişli 21 bölgede köy ilkokullarına öğretmen yetiştirmek üzere açılmıştı. Öğretmenler köylülere hem örgün eğitim verecek, okuma yazma ve temel bilgileri kazandıracak hem de modern ve ilmi tarım tekniklerini öğretecekti. Öğretmenler gittiği yörelerde bilinmeyen tarım türlerini de köylülere öğretecekti. Kitaba deftere dayalı öğretim yerine iş için, iş içinde eğitim ilkesi tatbik ediliyordu. Her köy enstitüsünün kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atölyeleri vardı. Derslerin %50'lik bölümü temel örgün eğitim konularını içeriyordu. Geri kalanı ise uygulamalı eğitimdi.
Genel bilgiler
1940-1946 arasında köy enstitülerinde 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş ve üretim yapılmıştı. Aynı dönemde 750.000 yeni fidan dikilmişti. Oluşturulan bağların miktarı ise 1.200 dönümdü. Ayrıca 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santrali, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. yol yapılmıştı. Sulama kanalları oluşturularak enstitü öğrencilerinin uygulamalı eğitim gördüğü çiftliklere sulama suyu öğrenciler tarafından getirilmişti.
Köy Enstitüsü uygulaması Hasan Âli Yücel'in 1946'da Milli Eğitim Bakanlığından ayrılmasına değin devam etmiştir. Hasan Âli Yücel'den sonra 1946 yılında CHP döneminde köy enstitüleri kapatılmaya başlandı] ve yerine Köy Öğretmen Okullarına dönüşüm gerçekleştirildi. Bu olay 1946'da Milli Eğitim Bakanı olan Reşat Şemsettin Sirer döneminde gerçekleşti. Köy Enstitülerine öğretmen yetiştiren, Yüksek Köy Enstitüsü bölümü 27 Kasım 1947'de, eğitmen kursları ise 28 Haziran 1948'de CHP döneminde kapatılmıştır. 1950 tarihinde Demokrat Parti iktidara geldiğinde Köy Öğretmen Okulları'nın da kapatılması konuşulmaya başlandı. Köy enstitülerinin yerini alan Köy Öğretmen Okulları da Demokrat Parti döneminde 27 Ocak 1954'te kapatılmıştır.] Kapatıldığı 1954 yılına kadar Köy Öğretmen Okullarında 1.308 kadın ve 15.943 erkek toplam 17.251 köy öğretmeni yetişmişti. Fakir Baykurt, Ümit Kaftancıoğlu, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Pakize Türkoğlu, Hatun Birsen Başaran, Ali Dündar, Mehmet Uslu ve Dursun Akçam gibi önde gelen yazarlar ve düşünürler bu okullarda yetişmişlerdir.
Köy Enstitülerinin listesi
Listedeki adlar köy enstitüler kurulduğunda sahip olduğu adlardır.
Ad/Bulunduğu İl
Kuruluş Tarihi
1946'ya Kadar Çalışan Müdürlerin Adı
Akçadağ/Malatya
1940
Şinasi Tamer, Şerif Tekben
Akpınar-Ladik/ Samsun
1940
Nurettin Biriz, Enver Kartekin
Aksu/Antalya
1940
Talat Ersoy, Halil Öztürk
Arifiye/Sakarya
1940
Süleyman Edip Balkır
Beşikdüzü/Trabzon
1940
Hürrem Arman, Osman Ülküman
Cılavuz/Kars
1940
Halit Ağanoğlu
Çifteler/Eskişehir
1939
Remzi Özyürek, M. Rauf İnan, Osman Ülkümen
Dicle/Diyarbakır
1944
Nazif Evren
Düziçi/Adana
1940
Lütfi Dağlar
Erciş/Van
1948
İbrahim Oymak
1939
Ali Doğan Toran
Gönen/Isparta
1940
Ömer Uzgil
Hasanoğlan/Ankara
1941
Lütfi Engin, Hürrem Arman, M. Rauf İnan
İvriz/Konya
1941
Recep Gürel, İ. Safa Güner
Kepirtepe/Kırklareli
1939
Nejat İdil, İhsan Kalabay
1939
Emin Soysal, Hamdi Akman, Talat Ersoy
Ortaklar/Aydın
1944
Hayri Çakaloz
Pamukpınar/Sivas
1941
Şinasi Tamer, Hüseyin Civanoğlu
Pazarören/Kayseri
1940
Sabri Kolçak, Şevket Gedikoğlu
Pulur/Erzurum
1942
Ahmet Korkut, Aydın Arıkök
Savaştepe/Balıkesir
1940
Sıtkı Akkay
Öğretmen ve öğrenci sayısı
Yıllara göre enstitülerin, bu enstitülerde görevli öğretmenlerin ve öğrencilerin sayılarındaki artış tabloda görülmektedir.
Öğretim yılı
Kadın öğretmen sayısı
Erkek öğretmen sayısı
Toplam öğretmen
Öğrenci sayısı
Enstitü sayısı
1937-1938
5
21
26
286
2
1938-1939
7
34
41
796
3
1939-1940
10
50
60
1567
4
1940-1941
46
189
235
5665
14
1941-1942
80
214
294
8052
17
1942-1943
101
259
360
10161
18
1943-1944
128
298
426
14166
18
1944-1945
145
360
505
15561
20
1945-1946
119
403
522
15529
20
1939-1950 yılları arasında Köy enstitülerinde yetişen köy öğretmenlerinin toplam köy öğretmenleri içindeki yeri.
Sene
Toplam köy öğretmeni sayısı
Köy enstitüsü kökenli köy öğretmeni sayısı
1939
6847
0
1946
11533
5225
1950
18426
13182
Dersler
Okullar tarıma elverişli arazisi olan köylerin yakınlarında kuruldu. Amaçlarından biri de köylülere alternatif tarım tekniklerini öğretmekti. Arıcılık bilinmeyen köylerde arıcılık, bağcılık bilinmeyen köyde bağcılık öğretiliyordu. Enstitüye atanan öğretmen gittiği köyde okul binasını köylülerin yardımıyla yapabilecek kadar inşaat bilgisi de öğreniyordu. Köy enstitüsünü bitiren bir öğretmen sadece bir ilkokul öğretmeni olmuyor aynı zamanda ziraatçilik, sağlıkçılık, duvarcılık, demircilik, terzilik, balıkçılık, arıcılık, bağcılık ve marangozluk konularını da uygulamalı olarak öğreniyordu. Enstitülerin hepsinin kendisine ait tarım arazileri, atölyeleri vardı. Bu sayede öğretmenler kendi okullarını gittiği köyde köylülerin işbirliği ile inşa ediyor ve devletin okul yapmasına gerek kalmıyordu. Hasanoğlan Köy Enstitüsü, diğer köy enstitülerini kuran köy enstitüsü öğrencileri tarafından inşa edilmişti. Köy enstitülerinden mezun olan öğretmenlere yetiştirildikleri branşa ve gönderilecekleri köye göre 150 parçaya varan alet ve edevat veriliyordu. Öğretmenler bu alet ve edevat ile köylülerin de yardımıyla köy okulunu inşa ediyor ve köylülere hem modern tarım tekniklerini hem de okuma yazmayı ve hatta müzik aletleri çalmayı öğretiyordu. Hasan Âli Yücel Milli Eğitim Bakanlığı döneminde dünya klasiklerini Türkçeye tercüme ettirmişti. Köy enstitüleri öğrencileri her sene 25 tane klasik romanı okumakla yükümlüydü. Bu sayede zeki köy çocuklarından engin entelektüel birikimleri olan aydınlar oluşuyordu. Bu aydın köy öğretmenleri en az bir tane müzik aletini çalmasını da öğreniyordu. Aşık Veysel köy enstitülerinde müzik derslerinde öğrencilere bağlama çalmasını gösteriyordu.
Sabahın erken saatlerinde uyanan öğrenciler kızlı ve erkekli zeybek ve halk oyunları oynayarak sabah sporlarını da yapmış oluyorlardı. Daha sonra kahvaltı ardından zorunlu okuma saati vardı. Kahvaltıyı kendilerinden önce kalkıp fırında ekmek pişiren öğrenci arkadaşları hazırlıyordu.
Bu bakımlardan köy enstitüleri yaparak öğrenim konusunda dünyada benzeri görülmemiş bir örnek oluşturmuş ve birçok akademik inceleme ve araştırmaya örnek olmuştur.
Aşağıdaki çizelgede Köy Enstitülerinde uygulanan derslerin 5 yıla dağılımı görülmektedir.
Ders
Hafta
Kültür Dersleri
114
Ziraat Dersleri ve Çalışmaları
58
Teknik Dersler ve Çalışmalar
58
Beş Yıllık Sürekli Tatiller
30
Beş yıllık eğitim süresince kültür derslerinin içeriğinin toplam saatleri aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Ders
Saat
Türkçe
736
Matematik
598
Fizik
276
Tarih
232
Yurttaşlık bilgisi
92
Sanat
Köylerde büyümüş öğrencilere klasik müzik enstrümanları ve geleneksel sazları çalması öğretiliyordu. Aşık Veysel, enstitüleri gezip öğrencilere saz çalmasını gösteriyordu. Hasanoğlan Köy Enstitüsü bu konuda en zengin enstrüman envanterine sahipti. Daha sonra açılan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'ndeki derslere Ankara Konservatuvarı öğretmenleri geliyordu. Köy kökenli öğrencilerden kurulu orkestralar müzik eserlerini seslendiriyordu.
Mandolin, taşınması ve öğreniminin kolaylığı nedeniyle yaygınlıkla kullanılan enstrümanlardan biriydi. Müzik grupları, 17 Nisan şenlikleri, sınıf geceleri veya okulu ziyaret eden bir yönetici için kısa hazırlık provaları yaptıktan sonra konserler vermekteydi.
Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde gerçekleştirilen bir bitirme töreni programı, enstitülerde yapılan sanatsal faaliyetlerin kapsamı konusunda örnek olarak gösterilebilir. İstiklal Marşı ile başlayan programda sırasıyla; konuşma korosu (sağlık kolu mezunları), marş ve türküler (Akın Marşı, Halay Başı Türküsü), oyunlar (Arpazlı, Biço), mandolin konseri (Arılar, Semada Yıldızlar - öğretmen kolu mezunları), marş ve türküler (Vatan Marşı, Ördek isen Göle Gel Türküsü - yüksek kısım mezunları), oyunlar (Bengi, Dağlı), keman konseri (Mozart'tan rondolar; Allegro Vivo, Allegretto, Allegro A'la Turca - güzel sanatlar kolu), koro (Asker Dönüşü, Köy Okulu, İndim Dere Beklerim, Çoban - güzel sanatlar kolu), temsil (Anton Çehov'un Teklif adlı oyunu), konuşma ve diploma töreni, İleri Marşı (topluca), zeybek ve oyunlar (dışarıda topluca) yer almıştı. Programda ayrıca şiirler okunmuş ve müzik dersliğinde piyano ve saz konserleri verilmiştir. Sergilenmiş olan, yönetmenliğini Cüneyt Gökçer'in yaptığı oyunun yanı sıra enstitüde son bir yıl içinde sergilenen diğer tiyatro oyunları Molière'in Zoraki Tabip ve Kibarlık Budalası adlı oyunları, Sofokles'in Kral Oedipus'u, Gogol'ün Müfettiş'i ve Shakespeare'in Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı oyunudur.
Enstitülerde hazırlanan programlar, toplumun sanat ve kültür hayatına katkıda bulunulması amacıyla çevre il ve köylere de götürülerek sergilenmiştir.
1945 yılında Hasanoğlan Köy Enstitüsü'ndeki müzik enstrümanları listesi şöyleydi.
Çalgı aleti
Sayısı
Mandolin
259
Plaklar (Klasik Müzik)
160
Keman
55
Bağlama
37
Akordeon
8
Radyo
3
Piyano
3
Davul
3
Amplifikatör
1
Pikap
1
Metronom
1
Köy Enstitüleri ve Kadınlar
19. yy. Osmanlı'da kız çocuklarına yönelik öne çıkan eğitim kurumlarından şu şekilde bahsetmek mümkündür: 1850'lerde açılan Kız Rüştiyelerini takiben, 1865 yılında kurulan Kız Sanayi Mektepleri, o zamana kadar sarayda ve kimi seçkin evlerde süren eğitim biçimlerini örnek almıştır. Kız Sanayi Mekteplerin'de ev içi eğitim ve saray eğitimi pratiklerinin kamusal alana taşınmasıyla birlikte, modern devlet olma yolundaki Osmanlı'nın etkisiyle okulların hedefleri arasında, öncelikle kızları sanayiye hazırlamak gelmektedir. İş ve eğitimin bir arada olduğu okullarda elişi üretimi ve dersi, eğitimin temelini oluştururken; diksiyon, tarih, çizim vb. dersler sanayiye yönelmeyecek olan kızların genel bir eğitim almasını da içermektedir. Kız eğitim kurumları olarak Kız Sanayi Mektepleri modernleşen devletin, devlet eğitimi ile ev içi eğitim arasında bağlantı kurarak, alt sınıftan kızların eğitilmesi projesinin yanı sıra, aynı zamanda kadınların hayatlarını şehir içinde düzenlemesi ve denetlenmesi açısından bir pratik olarak değerlendirilebilir.
Osmanlı modernleşmesine öncülük edecek yapısal değişimler özellikle II. Meşrutiyet döneminde gündeme gelmiş, bu yıllarda toplumsal yaşam her yönüyle değişmeye başlamıştır. Bu değişimi kadının konumunda da gözlemek mümkündür. Osmanlı toplumunda Tanzimat sonrasında yaşanan değişimler kadınlar açısından bir yandan eşitlik yönünde önemli adımlara yol açsa da diğer yandan eşitliğin çerçevesinin devlet tarafından yeniden çizilmesine yol açmıştır. Türk modernleşmesinde kadınlara Batılılaşma ve modernleşmenin taşıyıcılığı rolü verilirken, bu rolün sınırları erkekler tarafından belirlenmiştir. Eğitilmiş kadınların ailenin ve ulusun daha iyi ve erdemli anneleri olacakları tezi, Osmanlı toplumundaki en güçlü ifadesini 19. yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında bulacaktır. Osmanlı kadınları ve onları hem destekleyip hem de söylemin ve pratiğin sınırlarını çizen erkek aydınlar, kadın eğitimin gerekliliğini Batı'daki tartışmalara benzer biçimde kadının eş ve annelik rolünü daha iyi yapabilmesi üzerinden temellendirmektedirler.
1940 yılında kurulan Köy Enstitüleri, eğitim politikası bakımından Kız Sanayi Mektepleri ve Kız Enstitüleriyle pratiğe yön veren milliyetçi eğitim politikaları bakımından benzerlikler taşımaktadır. Köy Enstitüleri'nin amacını oluşturan köyü ve köylüyü kalkındırma ideali, bir bakıma cinsiyete dayalı iş bölümüyle şekillenmektedir. Köy Enstitüleri'nde kızların eğitimi, yeni bir ulusun inşası sürecinde köylü kadınların ve onların yetiştireceği vatandaşların eğitilmesini hedeflemektedir. Milliyetçi söylemde kızlar için modern eğitimin gerekçesi, aydın annelik ve çocuk yetiştirme üzerinden tanımlanmaktadır. Buna bağlı olarak, Enstitü'lü kızlar için köylünün kalkınma ideali, köylü kadınların eğitimine bağlanmaktadır. Aynı zamanda, Enstitü'lerde erkek öğrencilere verilen iş teknik dersleri modern tarım araçlarının ve aletlerinin kullanımı bir bakıma köyün ekonomik kalkınma idealini erkeklere yüklemiş gibi görünmektedir.
Türkiye'de yatılı düzeyde karma eğitim, ilk kez Köy Enstitüleri'nde uygulanabilmiştir. 1945-46 ders yılı verilerine göre, enstitüdeki 14.464 öğrenciden 1396'sı kız öğrencidir. Bu dönemde Köy Enstitü'lerine alınan kız öğrenci sayısı az olmakla birlikte, karma eğitim meselesine özellikle önem verilmiştir. Köy Enstitü'lerine kız öğrenci bulmakta yaşanan zorlukların, bazı nedenleri vardır. Öncelikle, ilkokulu bitiren kız öğrenci sayısı az olmakla birlikte, bu dönemde köylüler kızlarını bu okullara gönderme konusuna kuşkuyla yaklaşmaktadırlar. Köy Enstitülü kadınlarla yapılan görüşmelerde, köy okullarının hem yatılı olması hem de uzak yerlerde kurulmuş olmaları nedeniyle ailelerin kızlarını bu okullara göndermek istemedikleri bilgisine ulaşılmıştır. Özellikle köylerde yaşanan cinsiyete dayalı işbölümü ve buna bağlı olarak kızların hem evle ilgili sorumlulukları hem de üretime yönelik (tarla ya da bahçede yapılan işler) büyük katkıları vardır. Bunun yanı sıra, kız öğrencilere yönelik geleneksel ataerkil baskılar ve çevrenin bu konudaki tutumu kızların eğitim hayatını etkileyen temel belirleyicilerdir.
Köy Enstitülerinin kapatılması
CHP dönemi 1946-1947 eğitim yıllarında köy enstitüleri kapatılmaya başlanmıştır. Bu dönem, İsmet İnönü tarafından atanan CHP'li Reşat Şemsettin Sirer'in yeni Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemdir. 1946 itibarıyla eğitim kurumlarında büyük bir maiyet değişikliği yaşandı.
Köy enstitülerine öğretmen yetiştiren, Yüksek Köy Enstitüsü bölümü 27 Kasım 1947'de, eğitmen kursları ise 28 Haziran 1948'de kapatılmıştır. Bakan Reşat Şemsettin Sirer döneminde yapılan büyük değişimlerden birisi; Köy Enstitülerinin üretime dayalı eğitim sistemi kaldırılmış, yerine tüketime dayalı köy öğretmen okulları açılmıştır. Bakan Sirer, 1947 yılında bazı köy enstitülerini devre dışı bıraktı ve köy enstitülerinde öğrencilerin ikinci sınıftan itibaren başlayan bazı dallarda ustalaşma ve kendini daha da geliştirme uygulamasını yürürlükten de kaldırdı. Ayrıca Sirer'in emriyle oluşturulan yeni düzende yeni okulların, 1946 öncesi esas köy enstitüsü mezunlarıyla ilişiği kesildi ve aradaki bağ koparıldı. Bakan Sirer en başından beri Köy Enstitülerinin başarılı olacağına inanmıyordu ve bir konuşmasında "Köy Enstitülerinde, hem öğretmen, hem demirci, hem marangoz çıkacak? Bu bir hayaldir!" demişti. Reşat Şemsettin Sirer bu görüşlerini de dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile paylaştı. Kapatılma ve dönüşüm sonrası köy enstitülerinin devamı olan Köy Öğretmen Okulları eğitime devam etmiştir.
1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti sonrası köy öğretmen okulları bir süre daha eğitime devam edebilmiştir. Reşat Şemsettin Sirer, 3 Mart 1951 tarihli Ulus gazetesinde yayınlanmış bir yazısında övünerek "...bu Enstitüler, dört yıldan (1947'den) beri birer öğretmen okulundan başka bir şey değillerdir" dedi. Köy Enstitülerinin yerini alan Köy Öğretmen Okulları ise 1954 yılında Demokrat Parti iktidarında kapatılmıştır.
CHP içerisinden Köy Enstitülerine yönelik görüşler
Demokrat Parti'nin kurulmasından sonraki süreçte de Köy Enstitülerine yönelik ilk eleştiri CHP içerisinden yapıldı. CHP içerisinde Köy Enstitülerini eleştiren ve savunan iki farklı görüş bulunmaktaydı.
1946 yılının son günlerinde CHP Maraş milletvekili Emin Soysal, Köy Enstitülerini TBMM kürsüsünden eleştirdi. CHP milletvekili emekli general Naci Tınaz, Köy Enstitüleri'nin aksayan yönlerini ele alarak eleştirdi, CHP milletvekili Vehbi Kocagüney de bu eleştiriye katılıyordu. CHP milletvekili İsmail Hakkı Baltacıoğlu ise Köy Enstitülerinin hedefine ulaşamadığını iddia ederek dile getirdiği eleştiride şunları söyledi: "Köy Enstitüleri meselesi... Fikrim yanlış anlaşılmasın... Fakat hedefte isabetsizlik vardır zannediyorum ve Milli Eğitim Bakanı'nın (Reşat Şemsettin Sirer) haklı olarak tekrar nazarı dikkati celb etti. Ben de buna iştirâk ediyorum." CHP milletvekili ve partinin eski genel sekreterlerinden Saffet Arıkan Köy Enstitülerini savunan vekillerden biriydi, CHP milletvekili Niyazi Aksu da Köy Enstitülerini savunanlar içerisinde yer aldı.
CHP milletvekili Fahri Kurtuluş yaptığı bir meclis konuşmasında şunları söyledi: "Köy Enstitülerini benim için daima bir mesele olarak kalmıştır. Fakat Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer ile yaptığım temastan sonra bir inşirah (ferahlık) buldum. Alınmış olan tedbirlerin kısa bir zaman sonra hepimizi tatmin edeceğine ve bu enstitülerin bizim hissiyatımıza göre bir mevki alacağına hiç şüphemiz kalmayacaktır..."
CHP milletvekili Mustafa Reşit Tarakçıoğlu ise köy enstitüleri konusunda olumlu hayale kapılanları eleştirdi ve köylülerin enstitülere yönelik yaptığı şikayetleri konuşmasında dile getirdi. 1946-1947 dönemi Mecliste Milli Eğitim Bakanlığı'nın bütçesi dolayısıyla söz alan bazı CHP'li vekiller Köy Enstitülerinin eksik yanlarını, işlemeyen kısımlarını ve hatalarını eleştirdi. CHP milletvekili Eyüp Durukan da, Emin Soysal gibi Köy Enstitülerine yönelik eleştirici konuşmalar yapan sözcülerin başında gelmekteydi. Demokrat Parti henüz yeni kurulduğu 1946-1947 döneminde Köy Enstitüleri konusunda daha sessiz bir tavır takındı.
Kapatılmaya sebep olan süreç
II. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru 1945 yılında Sovyetler Birliği lideri Stalin'in Türkiye'den Kars, Artvin ve Ardahan'ı ve Boğazlarda askeri üs istemesi üzerine, Millî Şef de ABD'den destek istemişti. Bu desteği vermeye hazır olduğunu belirten ABD, Truman Doktrini ile finansal yardıma başlamıştı ama karşılığında Türkiye'de serbest seçimlere dayanan demokrasi düzeninin yerleştirilmesini ve Millî Şeflik, "5 yıllık kalkınma planları" ve "Köy Enstitüleri" gibi uygulamaların kaldırılmasını talep etti.
1946 yılında hükûmetin yaklaşan seçimleri yitirme kaygısıyla CHP içinden muhalif milletvekillerinin başını çektiği örgütlü muhalefetin kampanyasıyla, müfredatında ve yapılanmasında kuruluş amaçlarından uzaklaşan değişiklikler yapıldı. İlerleyen yıllarda da daha önceleri sıkı sıkıya bağlı olduğu "iş için iş içinde eğitim" ilkesinden uzaklaştırıldı. Demokrat Parti iktidara gelmeden evvel CHP döneminde birçok köy enstitüsü kapatıldı. Ardından tamamen öğretmen okullarına dönüştürülerek 1954'te tabelaları indirildi.
Cumhuriyet Halk Partisi içinden Köylüyü Topraklandırma Yasasına karşı çıkan bir kesim milletvekili Demokrat Partiyi kurdu. Reşat Şemsettin Sirer döneminde kapatılan enstitüler ve değişimler sonrası 1954 yılına gelene kadar artık hiçbir özelliği ve ayrıcalığı kalmamış geride kalan son köy enstitülerini artık kendi adlarıyla sürdürmenin abes olmasından ötürü, Demokrat Parti'nin bu enstitüleri öğretmen okullarına çevirerek kapattığı iddia edilmiştir. Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nün eski müdürü Rauf İnan ve Hıfzı Veldet Velidedeoğlu Köy Enstitülerinin kapatılmasının Atatürk Devrimleri karşıtlarınca başlatılan bir karşı devrim hareketi olduğunu söylemişlerdi. 1945 yılında Köy Enstitüleri hakkında komünistlerin, dinsizlerin yetiştiği fuhuş yuvaları olduğu söylenerek saldırı kampanyaları başlatılmıştı. Parlamentoda bütçe görüşmelerinde milletvekili Emin Sazak'ın Köylere giden enstitü mezunları kendilerini birer Atatürk zannediyorlar demesi üzerine Hasan Âli Yücel, Bu çocukların her birinin birer Atatürk olması temenni edilir şeklinde cevap vermişti. 1950 öncesi kapatılmaya başlanan köy enstitüleri, köy öğretmen okullarına dönüşümü sonrası 1954 yılında tamamen kapatılmıştı.
Köy Enstitülerine yöneltilen ve kapatılmaları ile sonuçlanan belli başlı eleştiriler birkaç ana başlık altında toplanabilir. Enstitülerde öğrenciler tek tip üniforma giyiyordu ve enstitü müdürü bile buna uyup aynı üniformayı giyiyordu. Öğrenciler bizzat yönetime katılıyorlardı. Bu ve benzeri sebepler ile enstitülere komünistlik suçlamaları yapılıyor arada bir ihbar mektuplarını dikkate alan polisin baskınlarına uğruyordu. Kız öğrencilerin erkek öğrenciler ile karma eğitim görmesi sonu gelmez dedikodulara neden oluyordu. Köylüler okul ve enstitü inşaatlarına yardım ile devlet tarafından mükellef kılınmıştı. Bu zorlamalar köylülere angarya olarak geliyordu. Öğrencilerin boğaz tokluğuna öğrenim görecekleri kendi okullarının inşasında çalıştırılmaları eleştirilmekteydi. Köylere atanan öğretmenler yörenin toprak ağalarıyla sorunlar yaşıyorlardı. Bu geçimsizlikler köy öğretmenlerinin toprak ağalarının seçtirdiği milletvekillerine şikayet olarak ulaşıyordu. Bu durum toprak sahiplerinin durmaksızın Ankara'ya baskı yapmalarına neden oluyordu.
Halk arasında yayılan bir kısmı kasıtlı söylentiler de etkili olmuştu. İvriz Köy Enstitüsü'nden M. Ali Eren (1911-2001), "Düşünceler ve Anılar II" adlı eserinde şunları aktarmaktadır:
..bir gün sabaha doğru tan yeri ağarırken, okul bekçisinin “Mehmet Ali Bey, Mehmet Ali Bey” diye bağırdığını duydum. “Kalk, hemşerilerin geldi.” dedi. O sırada okulda daimi elektrik yoktu. Bir motordan sağlanan elektrik gece yarısı kesiliyordu. Kapıyı açtım: Önde aksakallı bir erkek ve arkasında 7 kadın vardı. Hepsi birden ağlıyorlardı. “Hoş geldiniz hemşeriler” dedim. Onlar sızlanmalarını daha da hızlandırıp, hüngür hüngür ağlamaya başladılar. Neden sonra sakinleşen hemşeriler, dün akşam bir haber aldıklarını, enstitüde okuyan 20 Beyağıllı kızın okuldan kaçtıklarını, onunun İvriz Çayı'nda boğulduğu, onunun da kaybolduğu haberini aldıklarını söylediler. Onlara, “Çocuklarınız yatakhanelerinde mışıl mışıl uyuyorlar, hiçbir şeyleri yok.” dediysem de benim sözüme inanmadılar. Mecburen giyindim. Kurallara göre kız yatakhanelerine erkek öğretmenler giremez, yalnızca bayan öğretmenler girerdi. Bu nedenle onları yanıma alarak, bayan kimya öğretmeninin yanına gittim. Öğretmeni uyandırdım. Bu velileri kız yatakhanesinin önüne kadar götürmesini ve çocuklarını uyandırarak, bu velilere gösterdikten sonra, tekrar yatırmasını istedim.
Söylediklerim yapıldı. Veliler rahat bir nefes aldılar. Ama zamanla veliler, çocuklarını birer ikişer okuldan kaçırdılar...
Kuruluşunda emeği geçenler
Mustafa Kemal Atatürk
Kurtuluş Savaşı sonrasında vatandaşların sadece %3-4'ünün okuma yazması vardı. Halkın %80'i köylerde yaşıyordu. Atatürk ilk defa Köy Enstitülerinin kuruluş yasalarını çıkardı. İlk önce askerliğini çavuş olarak yapmış erlerden köy öğretmeni yetiştirilip köylerine öğretmen olarak gönderilme projesini önerdi ve bu proje uygulandı.
John Dewey
ABD'li Eğitim Profesörü, 1924 yılında Mustafa Kemal tarafından Türkiye'ye davet edildi. Kendisinden Türkiye de Eğitim Nasıl olmalıdır niteliğinde bir rapor hazırlanması istendi. Hazırladığı Rapor zamanın yöneticileri tarafından incelendi. Profesör John Dewey'nin Raporları", Maarif Vekaleti Mecmuası, Mart 1925, No. 1. Yayınlandı. Türkçe çevirisi birkaç kez 1939'da Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel zamanında yayınlandı.
İsmet İnönü 1966 yılında geride bıraktığı hayatı boyunca hatırlanacak en önemli eserlerinin Köy Enstitüleri ve çok partili hayata geçiş olacağını söyledi. 1941 yılında Köy Enstitüleri hakkında şu ifadeleri dile getirmişti: "Köy enstitülerini cumhuriyetin eserleri içinde en kıymetlisi, en sevgilisi sayıyorum. Köy enstitülerinden yetişen evlatlarımızın muvaffakiyetlerini ömrüm boyunca yakından ve candan takip edeceğim.
KAYNAK: Vikipedi, Özgür Ansiklopedi.