Kalabalıktaki yalnızlık. Ne anne/kayınvalide ne babalar ne de eş, etraftaki hiç kimse ama hiç kimse sizi anlamıyor. Hatta siz bile kendinizi anlamıyorsunuz. Kendi içinde bir yabancı var, tanıdık biri ama sanki tam da sen değil gibi. Bir ağlayıp bir gülen biri. Ne üzgün ne çok mutlu. Ruh hali kaygan bir zeminde, değişken. Her an tüm duyguları kırılgan sanki böyle hepsi en derinlerden yüzeye çıkmış, jöle gibi.

Hem susmak istiyor hem çığlık atmak. Tutarsız görünen ama kendi içinde tutarlı. Sadece tutunamayan... Bir günde anne olmuş, anneliğin ne olduğunu henüz bilmiyor. Kendi yolunu bulması için zamana ve desteğe ihtiyacı var. Bir destek varsa da çoğunlukla sadece bebeğe gidiyor. Bu da yeni anneyi daha da yetersiz ve beceriksiz hissettiriyor. Anne çaresiz, ne istediğinin anlaşılması ve farkedilmesi güç. Tüm bunları ancak yaşayanlar biliyor.

Her gün aynı. Aynı oda, aynı pijama, aynı kıyafet, aynı saç. Duş bile alamamak, asla uyuyamamak. Bebek rahat etsin diye yapılan taranmamış bir topuz. Kuru bir cilt, dökülen saçlar... Öyle ki tüm yeteneklerini unutmuşsun gibi bir hal... İyi bir şoförken kendini araç kullanamayacak halde bulmak. Hiçbir şeye gücü olmamak. Bebeği bırakıp kısacık bir mesafe yürüyüşe çıkamamak, bebekle birlikte çıkmaya ise hiç cesaret bulamamak. Bir anda bilmediğin, belirsizlik ve risklerle dolu bir dünyaya bırakılıvermişsin gibi. Bu sisli ortam düzelecek mi? Kendini tekrar bulabilecek mi? Bulanık bir zihin.

Bebekle ilgili kaygılar, kaygılar ve asla anlamayanlar. Sonra kendisiyle ilgili kaygılar. Zaman geçiyor ne saatleri ne günleri ne de haftaları takip edebiliyor. Kim olduğunu hatırladıkça "tekrar aynı kişi olabilecek mi?", "işe dönebilecek mi?" türü sorular dönüp duruyor zihninde. Hiç mi olumlu yanı yok o günlerin, elbet var. Büyüdükçe sana hayranlıkla bakan bir çift göz. Tüm bu depresif anlatımları okuyan hamileler korkmasın, zamanla azalıyor, geçiyor. Bebeğinizin varlığı, her şeye tüm yorgunluklara değiyor.

Lohusalık geçirenlerle konuştum kiminin çok, kiminin az belirtiyle yaşadığı bu deneyimi bir cümleyle anlatmalarını istedim. Hiç sarsılmadan, çok rahat geçiren var mıdır bilmiyorum. En azından ben şimdilik rastlamadım. Tek bir yazıya sığdırabilmek için en kısa hallerini sunuyorum oysa çoğunun zihninde ve ruhunda anlatacak daha tonlarca yük var biliyorum.

Nurseda : "Depresyonun en çarpıcı hali"

Tuba: "Dokuz ay boyunca karnında taşıdığın o saf masumiyetin mucizesine kapılırken, bir yandan da kendi bedeninin yeni hikâyesini keşfettiğin bir dönüşüm süreci..."

Seda : "2 Mart’ta doğum yapmıştım ve ülkede 11 Mart’ta ilk Covid vakası görülmüştü, dolayısıyla 9 günlük bebekle kendimi bir bilinmezin içinde bulmuştum.
Geçecek mi, ne zaman geçecek? Sıfır destek ve belirsizlik... Bir daha eski hayatıma dönebilecek miyim?

Özge: "Bence lohusalık dünyada yeni bir yer edinme ve bebeğinle var olma savaşı. Hem fiziksel hem de çok derin ruhsal bir savaş. Anneliğini ispatlamak… Çevre baskısı… Maruz kalınan onca nasihat… Uykusuzluk… Çaresizlik… Akılda hiç iyi kalan bir şey yok mu? Dışarı çıktığında başkalarının bebeğini severken ki gururun, o uyurken hissettiğin huzurun, emzirirken karnını doyurduğunu bilmek, hastayken hemen iyileşme çabası… Tek vücut olmak. Şefkat, güven, sevgi, koruma içgüdüsü…"

Didem: "Yaşayamadıklarım yüzünden içimde kalan çok büyük ukte."

Gülşah: : "Bedenini paylaşmak, bedenindeki her şeyin bebeği de etkilemesi hem ayrı, hem bütün olmak.
Değiştiğin ve bir daha asla eskisi gibi olmayacağın bir süreç. Yani lohusalığın etkileri büyük ölçüde geçiyor ama sen de farklılaşmış oluyorsun."

Şunu da eklemeden bitirmeyelim, yeni bebeği olmuş babaların da benzer depresif duygu ve korkular yaşadığına ancak yaygın olarak dile getirilmediğine, görmezden gelindiğine dair çalışmalar var. Yeni anne psikolojisi yeterince anlaşılamamışken, haliyle babaların yaşadığı depresyonu konuşmaya da sıra gelmiyor.