Özgür Özel: “Sıra Partinin Genel Başkanına Saldırmaya, Olmayacak Karalar Çalarak Tartışma Yaratmaya Geldi; Tüm Hedefleri, Muhalefeti Seçeneksiz Bırakmak”
YENİ PARTİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:
“FOR VURGUNU, TÜRKİYE YÜZYILI VURGUNUDUR VE BUNUN BAŞINDAKİ İSE HİÇ KİMSE KIVIRMASIN, RECEP TAYYİP ERDOĞAN’DIR”
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısında konuştu. YENİ Parti lideri Özel, “Değerli yol arkadaşlarım, Türkiye’nin dört bir yanından gelerek grup toplantımızı onurlandıran kıymetli konuklarımız, bizleri ekranları başından izleyen, radyolarından dinleyen sevgili yurttaşlarımız, sizleri YENİ Partimiz adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz” dedi. Özel, şunları söyledi:
“CUMHURİYET YÜRÜYÜŞÜNE KATILIM TÜM ZAMANLARI AŞTI”
“Geçen hafta Cumhuriyet Bayramı’nda hep birlikte Anıtkabir’deki resmi törene iştirak edip, Atamıza saygımızı sunduktan sonra İstanbul Kadıköy’de YENİ Partimize yeni katılan Kadıköy Belediye Başkanımızın davetiyle 33 yıldır Kadıköy’de gerçekleştirilen Cumhuriyet Bayramı Yürüyüşü’ne katıldık. 30’uncu yılda oradaydık, büyük bir kalabalık vardı. Geçen yıl ilk kez partinin Genel Başkanı olarak oradaydım. Tüm İstanbul’dan çok önemli bir katılım vardı. Bu sene geçtiğimiz yıllara oranla hem İstanbul’da yaşananlar, hem o günkü iklim şartları gereğince çok daha mütevazı bir katılım beklenirken; tüm zamanları aşan, adeta vatandaşın geceleyin sokağa çıkıp Cumhuriyet’e sahip çıktığı, saldırılara karşı Cumhuriyet ve Cumhuriyet’i koruyanlar için göğsünü kalkan ettiği, yan yana ve omuz omuza durduğu bir muhteşem geceyi hep birlikte yaşadık. Bu vesileyle 81 ilde, yurdun dört bir tarafında yüreği Cumhuriyet sevgisiyle, vatan sevgisiyle ve Atatürk sevgisiyle atan tüm yurttaşlarımızı selamlıyorum. Cumhuriyet Bayramımız bir kez daha kutlu olsun.”
“EKREM İMAMOĞLU ‘O 10 METROYU YAPACAĞIM’ DEDİ”
“YENİ Parti yine sahadaydı, sokaktaydı, çarşıdaydı, pazardaydı, köylerdeydi. Millet neredeyse YENİ Parti oradaydı. Biz de hafta sonunu yine önce İstanbul’da karşıladık. Ümraniye-Ataşehir-Göztepe metro hattının, sürücüsüz metro hattının test sürüşünü gerçekleştirdik, test sürüşüne iştirak ettik ve telsizden ilk komutu verdik. Ümraniye’yi denize bağlayan, Anadolu yakası kuzeyden güneye, güneyden kuzeye doğru kateden; yani yoksul mahalleleri, kentin daha gelişmiş kısımlarına bağladığı için sosyolojik olarak da büyük önem arz eden bir büyük projenin tamamlandığını büyük bir memnuniyetle gördük. Küçük bir hatırlatmaya burada da ihtiyaç var. Geçen dönem birlikte görev yaptığımız arkadaşlarımız bizzat yaşadılar, sizler takip ettiniz. 2017 yılının büyük tartışması şuydu. Belediye AK Parti’deydi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Daha önceden karar verilen, başlatılan projelendirilen 10 metre hattını durdurmaya karar verdiler. Dediler ki ‘Bu 10 metro hattının altısında kamu yararı yok. İkisi pahalı olmuş’, iki tanesine başka bir mazeret buldular ve durdurdular. Biz burada eleştirdik. Dediler ki ‘Oraya verilecek parayı buraya vereceğiz. Metroya verirsek maaşları ödeyemeyiz İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde.’ 2019, aday Ekrem İmamoğlu. Çıktı, kampanyada büyük bir özgüvenle ‘O 10 metroyu yapacağım’ dedi. Dediler ki ‘Yapamazsın, arkasında devlet var. AK Partili Büyükşehir Belediye Başkanı yapmamış da… Durdurmuş.’ Hatta o dönemin Ulaştırmadan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı sonra Ulaştırma Bakanı oldu, İstanbul kaybedildikten sonra geldi burada Ulaştırma Bakanı oldu. Bütçe görüşmelerinde tartışıldı, ‘Metrolar yapılır-yapılmaz. Beton döktünüz, yapmadık.’ Ekrem Başkan dünyada raylı sistemler konusunda, bunların projeleri ve finansmanı konusunda çok liyakatli bir ismi aradı, buldu, Pelin Hanım’ı getirdi. Onu dünyadaki bütün metroları kredilendirenler tanıyor. Çünkü Japonya’nın hızlı tren hatlarından tanıyorlar Pelin Hanım’ı. Pelin Hanım işe girişti. İstanbul’da da 10 metronun birden inşaatının sürmesi için ilk adımlar atıldı. Gelinen noktada şuradayız. O 10 metronun altısı bitti. Biri bitmek üzere ve biri gelecek yıl, ikisi öbür yıl bitecek. Yani Ekrem İmamoğlu ikinci dönemi tamamladığında ki maalesef ikinci döneminde sadece 1 yıl, 1 yıldan az bir süre görev başında kaldı. Ama İstanbul’a verdiği sözü tam da verdiği günde tutmuş olacak.”
“ERDOĞAN’IN YAPTIĞININ 10 KATI METRO YAPMIŞ OLACAK”
“Öyle bir noktadayız ki dünyada yer altında 10 metro inşaatının birden ilerleyebildiği başka bir şehir yok. Dünyanın hiçbir yerinde. Ekrem İmamoğlu 1 yılda yaptığı metro hattıyla, yani toplam yaptığını görev süresine böldüğünüzde 13,4 kilometre metro yaparak Sayın Erdoğan’ın görev süresinde yılda 1,3 kilometre yaptığının tam 10 katı metro yapan ve Trabzon’da söyledik, İstanbul’da söyledik, bir kez de gruptan kayda geçirelim. Vaktiyle Trabzon’da dört milletvekili vardı AK Parti’nin, dört Bakanı, Bir Büyükşehir, bir Ortahisar Belediye Başkanı. 10 tane AK Partili Trabzonlu, Trabzon’a bir hafif raylı sistem bile yapamazken bırakın metroyu, bir tane CHP’li Trabzonlu, İstanbul’da 10 tane metro yaptı. Helal olsun Ekrem Başkana. Gördüklerimle gurur duydum. Ekrem Başkanı vizyonundan, liderliğinden, Nuri Aslan’ı kendisine vekalet ederkenki gayretlerinden ve İstanbul Büyükşehir’deki tüm emek veren herkesi bundan dolayı kutluyorum. Ümit ediyorum gün gelecek nasıl İstanbul’da ‘yapılamaz’ denilenleri yaptıysak, bütün imkansızlıkları aştıysak, liyakatli kadrolarla çalıştıysak ve ekonomiyi bahane edip hizmet edemeyen AK Parti’nin yerelde ve genelde iktidarına inat bütün engellemelere rağmen imkanları bulup, yaratıp, dünyadan kredileri alıp bu işleri nasıl başardıysak. Türkiye’de de ‘yapılamaz’ denilenleri yapacak, hayallerin ötesine geçecek, bu milletin yüzünü yine biz güldüreceğiz.”
“YENİ PARTİ EMEKLİNİN, EMEKÇİNİN, ÇİFTÇİNİN PARTİSİDİR”
“Pazar günü Balıkesir’in, güzel Balıkesir’in birbirinden güzel dört ilçesindeydik. Dediler ki ‘Ya Edremit’e bu mevsim mi gelinir, yazın bütün İstanbul orada. Yap mitingi yıkılır.’ Dedik ki biz bu sefer misafir ağırlayan Edremit’e değil de hem hepimizin karnını doyuran, ihracat için çırpınan hem kendini geçindirmeye çalışan, zeytincilikle uğraşan Edremit’in sesini duymayan, feryadını duymayan Türkiye’ye duyurmaya gidiyoruz. Tabii ki ‘YENİ Parti’nin kadroları sokaktadır, meydandadır, sahadadır’ diyorum çünkü AK Parti malum foncuların, faizcilerin, vurguncuların partisi olmuşken YENİ Parti, emeklinin, işçinin, esnafın ve çiftçinin partisidir. Zeytinde yaşanan sıkıntıları bolca dinledik. Birazdan birkaç cümleyle de burada kayda geçireceğim. Ama öncesinde bir çağrı, bir hatırlatma, bir teşekkür, bir davet var. Biliyorsunuz YENİ Parti’yi keyiften değil zaruretten kurduk. Bir partimiz olsun diye değil iktidar olsun diye kurduk. Muhalefet yapsın diye değil millete doğru yolu göstersin, yönetime gelsin, dertleri bitirsin diye kurduk. YENİ Parti kurulduğunda neyi yeni dediler. Dedik ki millet istedi partiyi kurduk. Adını minnet YENİ Parti koydu. O adı biz de kabullendik, o adı biz de kullandık. İsmimize saldırdılar kaybettiler. Para yoktu bütçemizi milletimiz oluşturdu. ‘YENİ Parti’nin nesi yeni’ diye konuştuğumuzda dedik ki göreceksiniz hep söylenip yapılamayanı yapacağız. Ne yapacağız? YENİ Parti’de sözü, kararı, yetkiyi üyelere vereceğiz. Kim gelirse öyle delege sistemi ile değil, gereği yerine getirilecek ama esas kararı üyeler verecek. İlçe kongrelerinde üyeler geldi, ilçe başkanlarını seçtiler. İl kongrelerinde, il başkanlarını seçtiler. Sıra geldi Genel Başkan seçimine. Şimdi tam buradayız. Buradan bir hatırlatma, öyle polemik olsun, nispet olsun diye değil. ‘Hani bazısı diyor ya YENİ Parti’yi kurmasaydınız. Eski, önceki partide dursaydınız, bekleseydiniz.’ Gelin gidelim oralara ta haziranın sonuna. Mücadele ediyoruz, millet diyor ki ‘Bir yol bulun, partiyi geri alın.’ 47 yıl sonra kazanmış, AK Parti’yi ilk kez yenmiş kadrolar, partideki görevinde olsun diyor. O zaman söylüyoruz gelin kurultay yapın. ‘Yapmayız 9 Eylül’de başlayacağız. Takvim ilan edeceğiz. Kasım olmadan bitireceğiz.’ Ama orada gördük ki ne böyle bir niyet var, tam aksine öyle bir kötü niyet var ki verilmiş sözler, şimdi çıkıyor teker teker, ne diyor? ‘Anayasa’yı değiştirmeye varım’ diyor. Ne diyor? ‘Ben bütün muhalefetin karşı çıktığı anlaşmayı imzalamak, Mehmetçiği çöllere yollarım. Suudi Arabistan’ı korumak için savaştaki Suudi Arabistan’ın yanına Mekke Anlaşması’yla Erdoğan’ın Trump talimatıyla yaptığı anlaşmada ben de varım’ diyor. ‘Dokunulmazlıkları kaldırırım, bunun için anayasayı değiştiririm. Nasıl Selahattin Başkan’ı anayasa değişikliği ile kolaylaştırarak, hızlandırarak içeriye girmesine sebep olduysak, gerekirse YENİ Partili kadrolar için de yaparım’ diyor. Ne diyor? ‘Cumhurbaşkanlığı seçimi bir hafta erken de olsa ben oy veririm, Erdoğan’ı yine aday ederim, yeter ki beni yerimden etmeyin, ben burada oturayım’ diyor.”
“ÜYELERDEN KAÇTILAR”
“O günlerde söylemiştim. Demiştim ki niyet kurultay olsa biz buradayız. Ama yapmayacaklar, ne 9 Eylül‘de yapacaklar, ne Ekim’de yapacaklar. Uzattıkça uzattılar. Mahkeme yolunu kapatacaklar. Bizim kararı götürmediler Yargıtay’a, ta adli tatile kadar tuttular. O günden bugüne de o partideki yöneticileri tek tek partiden atıyorlar. Yargıtay bizi haklı görse de o partide kalınmasın, o parti geri alınmasın falandır filandır. Şimdi bunların hepsi yaşanırken bir yanda da irade, irade, irade. Delegenin iradesi… Ya ‘delegenin iradesi’ mahallede, ilçede delege, ilde delege. Bunlar kimin yerine delege? Üyelerinin yerine delege. Sizin yerinize delege. O zaman haziran sonunda burada dedim ki hiçbir yere gitmem. Gel bütün üyeyle seçime girelim. Bütün üyeyle gel yarışalım, eğer kaybeden partiyi bir salsın. Hatta dedim ki ‘Özgür Özel yüzde 90’ın altında oy alıyorsa aday olmayacak, siyaseti bırakacak’ dedim. Önceki partinin bütün üyeleri ile. 2 milyon üye vardı, ‘Gel üyeye soralım’ dedim. Dedi ki ‘Kanuna aykırı. Tüm üyelerle seçim yapılamaz. Delege ile yapılır, önce delegeyi yenileyeceğiz. Tüm üye olsa… Ama yapılamaz’ dedi. Şimdi buradan dedim ya nispet olsun diye değil, polemik olsun diye değil, zaten anlaşılmış, vaat edilmiş, neler neler söz verilmiş ki bizim yerimize bir başkası getirilmiş. Şimdi de ne seçim derdi ne bir şey. Kazıyacaklar bütün partiyi, sonra şeklen yapacaklar, yapacakları seçimi. Ama o gün dediğimi, yani ‘Gel dedim üye ile seçelim’ ‘yok’ dediler ya. ‘Yüzde 90’a avans veriyorum, siyaseti bırakırım’ dedim. 2 milyon üyeden kaçtılar ya. İşte bu pazar 81 ilde, 900’den fazla ilçede, 800 bin üye ile YENİ Parti’nin Genel Başkanı’nı seçiyoruz. YENİ Parti kendi evinde yapmadığını Türkiye’ye önermez. Tutamayacağı sözü vermez. Bir yerde meydan okuyorsa o sözünü yemez, o lafından dönmez. 5 Kasım Günü mesai bitimine kadar il başkanlıklarında, ilçe başkanlıklarında kayıt olan herkes 8 Kasım günü sandık başına gelebilir. YENİ Parti’nin Genel Başkanını bizzat belirleyebilir. Tüm vatandaşlarımıza attığımız tüm vatandaşlarımızı bizim için de çok önemli, Türkiye için de geri dönülemez. Parti içi demokrasi açısından, Türkiye demokrasisi açısından bu en önemli adama sahip çıkmaya ve bu süreçte bizimle birlikte olmaya davet ediyoruz.”
“TARIMDA FELAKETİN ADI; BÜYÜK PLANSIZLIK, PROGRAMSIZLIK”
“Değerli grubumuz, kıymetli konuklarımız Türkiye’nin neresine gitsek hem ben hem milletvekillerimiz sizler, ayrı bir feryat duyuyoruz. Tarımın başladığı, binlerce yıldır insanlığı besleyen bu bereketli topraklarda bile maalesef tarım kriziyle, beslenme kriziyle, gıda enflasyonuyla karşı karşıyayız. Beceriksizlikten, liyakatsizlikten, kayırmacılıktan, plansızlıktan bu işler. Atatürk’ün planlamaya verdiği önem, İsmet Paşa’ya verdiği ödev ve planlamacı kalkınma ortada. 1960’ta kurulan Devlet Planlama Teşkilatı’nın ne işler yaptığı ortada. İlk gelip DPT’yi kapatanlar, önce ismini kaldıranlar, fonksiyonunu azaltanlar, sonra ortadan kaldıranlar şimdi Türkiye’yi bu büyük plansızlık yüzünden büyük bir felakete sürüklediler. O felaketin adı; Rize’de çay, Trabzon’da, Ordu’da, Giresun’da fındık, Gaziantep’te antepfıstığı, Manisa’da kuru üzüm, sofralık üzüm, güneyde narenciye, limon, portakal ki dalında kalmış. Buğdayda, hububatta aynı felaket ve büyük bir plansızlık, büyük bir programsızlık... Bu hafta sonu geçen seneye 80-90 liraya satılan aynı zeytin notlar gelirken 40 liraydı, konuşma yaparken 30 liraya düşmüş, teyzemler uyardı. 90 liraya geçen sene sattığı zeytini, 30 liraya satıyor. Geçen sene mazot 50 liraydı, şimdi 100 lirayı aştı. 1 kilo zeytin, 2 litre mazot alırken ki daha geçen sene, AK Parti öncesi, 25 sene öncesi değil. Geçen sene 1 kilo zeytin 2 litre mazot alırken, şimdi 3 kilo zeytin 1 litre mazot alıyor. Altı kat fark var zeytinin mazot karşısındaki satın alma gücünde. Sadece zeytinciler değil, tüm üreticiler isyanda. Üretici para kazanamazken, hani dalında kalmış limon, dibine kesiliyor sofralık üzüm, zeytini toplamaya değmiyor, fındıkçı çıldırıyor. Peki ne oluyor? Bunun karşılığında hiç değilse onlar zarar ediyor da millet bu ürünleri bedavaya mı yiyor? Yok, çünkü işte AK Parti’nin kara düzeninde tarlada zeytin 30 lira, markette 400 lira. Limon dalında 4 lira ki isyan ediyordur şimdi Mersin ya da Antalya ‘Nerede 4 lira?’ diye. Markette 45 lira. Maydanoz yahu, saksıda yetiştirdiğin maydanozun tarlada demeti 5 lira, markete gidince 25 lira. Elma, dalında 20 lira, markete gidince 75 lira. Havuç 15 lira, markette 50 lira. Yani üreticinin geçinemediği, toplayamadığı ürününü tüketici ateş pahası olduğu için dünyanın en pahalı dördüncü en yüksek gıda enflasyonuna sahip olduğumuz için… Yanlış duymadınız, gıda enflasyonu bizden daha düşük 176 ülke var dünyada. 180 ülke gıda enflasyonu ölçüyor, bizden daha kötü durumda üç ülke var. 176 ülke bizden daha iyi durumda. Bu kara düzen üreticiyi de mağdur ediyor, tüketiciyi de. AK Parti’den önce ekilen-dikilen bir Trakya büyüklüğünde alan artık ekilmiyor. Çiftçi sayısı AK Parti geldiğinde 2,8 milyondu. Nüfus 65 milyondan 86 milyona çıktı. 500 bin ilave çiftçi gelir, oran-orantıya bakarsan. Gelmediği gibi gitmiş. 2,3 milyona düşmüş. Türkiye nüfusu 65 milyondan 86 milyona çıkmış ama çiftçi 500 bin azalmış. 500 bin çiftçi doğrudan kayıp. 500 bin yeni çiftçi hiç bu işe girmemiş. AK Parti geldiğinde çiftçide ortalama yaş 30’larda. Şu anda 58’e yükselmiş. Üç genç çiftçiden ikisi asgari ücretle sanayide çalışmaya razı. Anında traktörü, sapana, sepeti bırakıp, koşup sanayide asgari ücrete, o geçinilemeyen asgari ücrete bile razı olmuş. Çiftçiye hakkını vermeyen iktidar buğdaydan mısıra, cevizden mercimeğe ve can hayvana kadar yurtdışından ithal ediyor. Yani AK Parti Türk çiftçisine değil, maalesef yabancı çiftçilere hizmet ediyor.”
“ÇİFTÇİYE SON KAZIK PLAN-BÜTÇE KOMİSYONU’NDA”
“Bu kara düzenin çiftçiyi attığı son kazık, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda. Burada geçmişte bizlerin büyük destek vererek çıkardığı Tarım Kanunu var. Bu kanuna göre çiftçinin alacağı destekleme, kanun güvencesine alınmıştı. Yüzde 1. Yani bu sene bütçeden milli gelirin yüzde 1’i ayrıldığında 1 trilyon 112 milyar lira doğrudan çiftçilere destekleme olarak verilecek. Bütçe geldi, ne koymuşlar oraya? 235 milyar lira. Beşte biri. Yüzde 1 değil, binde 2. Yahu geçiş garantisi veriyorsun, verdiğin geçiş garantisinin parasını bütçeye koyuyorsun. Borçlanıyorsun, faiz ödeyeceğim diye bütçeye koyuyorsun. Kime ne söz verdiysen, bütçeye koyuyorsun. Kanun çıkarmışsın, daha ilk günden kafaya koymuşsun. Çiftçiye desteklemeyi verecek beşte birini bütçeye koymuş. Onu da ya verecek ya vermeyecek. 2027 yılında hiç şüphe yok ki tarım krizi derinleşecek. Çiftçi yine perişan olacak, yine market fiyatları el yakacak. Adamı ters diksen gündüz çıkan bu bereketli topraklarda yaşanan bu sefalet, AK Parti’nin kara düzeninin eseridir. Türkiye’deki tüm çiftçilere söz veriyoruz. Biz bu kara düzeni değiştireceğiz. Köylünün, çiftçinin, besicinin, arıcının, balıkçının yeni düzenini kuracağız. Bu felaketi bitirip, yüzünüzü güldüreceğiz.”
“EMEKLİYE YAPILAN UTANCI ORTADAN KALDIRACAĞIZ”
“Sadece çiftçiler değil, 86 milyon geçim derdi çekiyor. En zor durumda olan hiç şüphe yok ki emekliler. Tayyip Bey, emeklilere dünya siyaset tarihinin en büyük vefasızlığını yapmıştır. O elleri nasırlaşmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş emekliye devlet ‘Yeter çalıştığın, şimdi dinlen. Biz sana bakacağız’ diyor. Tayyip Bey’in geldiği gün beğenmediği Ecevit’in üçlü koalisyon hükümetinin verdiği en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Biri de çıkıp ‘Yalan’ diyemez. Ben Türkiye’nin dört bir yanında kuyumculara giriyorum. ‘2002’de çeyrek altın kaç paraydı?’ diye soruyorum. Kuyumcu şak diye söylüyor hemen, zaten her imkanları var. ‘Şimdi kaç para? Emekli maaşı kaç para?’ Hesabı yapıyorum. Bana diyor ki ‘İl il geziyor, sarraf sarraf dolaşıyor, altın hesabı yapıyor. Altın hesabını bırak, efendim para kulelerinin hesabını ver.’ Ya kardeşim biz onun hesabını veririz, birazdan söyleyeceğim de sen esas emekliye yaptığın bu zulmün hesabını ver. 8 çeyrek altın nere, 2 çeyrek altın nere? Seçim öncesi memur emeklisine 8 bin lira seyyanen zam sözü verdi, tutmadı. Emekli polis Anayasa Mahkemesi’nin önünde canına kıydı daha geçen haftalarda. Bağ-Kur'luların prim gün sayısı 7 bin 200’e inecekti. Söz verdi, son seçimde söz verdi. Halen daha 9 bin günde duruyor. 3600 ek gösterge, verilmeyenler mağdur, verilip de ondan önce emekli olanlar mağdur. Bir İntibak Yasası mağduriyeti var, kimse dönüp de o taraflara bakmıyor. Son noktaya geldiğinde açlık sınırı 38 bin lira, ortalama ev kirası 26 bin lira, en düşük emekli maaşı 23 bin lira, ortalama emekli maaşı 27 bin lira. Eskiden en düşük emekli maaşının neredeyse iki katına yakın olurdu, ortalama emekli maaşı. Yani düşük alanlar var, ortalama burada, yüksek alanlar da var. Şimdi 23 bin lira emekli maaşı, 27 bin lira ortalama. Kola kutusu gibi ezip bütün emeklileri en dibe sıkıştırdılar. Şimdi ben size emeklinin bir halini daha göstereyim, görünce üzülüyor insana ama üzülüp de utanıp da bakmamak değil, bakıp da ibret almak, ders almak bu işleri çözmek lazım. Geçen Ulus’taki otelde çok ucuz olduğu için kalan, büyük dram çeken emeklileri görmüştük. O emeklerin alışveriş yapsınlar diye 200 metre ilerisi, İtfaiye Meydanı var ya orada. ‘Emekli için ikinci el pazarı’ yazmış. Amcam gelmiş, hacı amcam, başkasının eskisini kendisine yeni kılıyor. Başkasının eskisini. Ayakkabılar var, altı delinmiş, kenarı patlamış. 250 lira, ‘seç al’lar. Seçmeden, sıradan olanlar 100 lira. Kenarı yırtık ayakkabı 100 liraya. Ayağı çıplak emekli gidip oradan 100 liraya ayakkabı alıp ya da hacı amcam gibi geçen sene birinin giyip artık eskidi bu, kirlendi bu, kullanılmaz bu deyip attığı sattığını kendisine bu kış için soğuktan korusun diye yeni kılıyor. Bu hale emekliyi getirenlerden emekliler de hesap soracak, bu utancı da ortadan kaldıracağız. Bütün emeklilerin ellerinden öpüyorum. Bu rezalete mani olamadık bugüne kadar diye de özür diliyorum.”
“ŞİMDİ SORUYORLAR; ‘HANİ KAYNAK YOKTU?’”
“Değerli arkadaşlar, peki neden bu haldeler veya Erdoğan nereden çıktı da şimdi diyor ki ‘Emeklilere yılbaşına doğru bir iyileştirme yapacağız.’ Vallahi yapacak mı, öyle dişe dokunur, sorunu çözecek bir şey olduğunu sanmıyorum. Keşke yapsa. Gel, ‘Bir emekli maaşı eşittir bir asgari ücret’ de iki elle birlikte oy vereceğiz, buraya da çıkıp, ‘Şimdilik oldu bu iş’ deyip teşekkür edeceğim. Ama yok geçen sene enflasyonun altında veriyordu, hedef enflasyona göre, ‘Şimdi normal enflasyona göre verelim. Büyüme farkından küçük bir pay verelim’ diye pansuman tedbirler ama şimdiden açıklamıyorlar. Dönüp dolaşıp ‘emekliye iyileştirme’ diyorlar. Niye? Çünkü emekli ‘para’ deyince ‘zam’ deyince ‘yok’ demişlerdi. Şimdi bütün emekliler, bütün çiftçiler, bütün esnaflar diyor ki ‘Hani kaynak yoktu? Hani kaynak yoktu, bu fon vurgununda bu çalınan paralar hepimize yetiyordu, artıyordu. Siz bize vermediniz ama kendiniz yediniz, bu memleketi bitirdiniz.’ Buna olan tepki Türkiye, çıktığı, takip edilmeye başladığı günden beri tüketici güven endeksinde en dramatik düşüşü yaşadı. Yani tüketici bir ayda hükümete duyduğu güveni hiç bu kadar kaybetmemişti. Borsa tarihinin en büyük çöküşlerinden birini yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. İşin kötüsü borsadaki çöküşün durması için ‘Ben satıyorum’ diyene, ‘Ver alayım’ diyen birisi lazım. Maalesef borsamız o yatırımcıyı, o alıcıyı bu bulamıyor düştüğü dibe rağmen. Neden? Güven yok, korku var. Borsaya girip de perişan olanları görünce en güvenilir hisselere bile yaklaşırken bir endişe var. Fon vurgununun üstünden tam 48 gün geçti. Milletin devlete emanet ettiği paralara Tayyip Bey’in atadığı kadrolar ya çöktü, ya çöktürdü. Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunu. Bütünüyle Adalet ve Kalkınma Partisi kadrolarının büyük bir organizasyonu. Büyük bir organizasyonu.”
“AK PARTİ’NİN TABUT DÜMENİ”
“Daha önce de anlattım, bir daha söylemekte fayda var. Böyle komedi filmlerinde var. Tabutun içine birini ölü gibi yatırıyorlar. Tabutu sırtlanıyorlar. Samimi Müslümanların bulunduğu kahvenin önünden geçiyorlar zorlanarak. ‘Tabuta bir el atın ey Müslümanlar’ diyorlar. Günahsızlar gelip tabutu tutunca, tabutu getiren düzenbazlar arkadan dolaşıp tabutu taşıyanların cebinden cüzdanları çalıp kaçıyorlar. Köşeye varınca bir bakıyor samimi Müslümanlar, elde bir ölü, nereye gömülecek? Cepte para nereden bulunacak? AK Parti’nin tabut dümeni budur arkadaşlar, AK Parti’nin tabut dümenidir bu. Ve Türkiye Yüzyılı dediler ya, bütün bakanlıklara reklam yaptılar ya, gazeteleri Türkiye Yüzyılı diye böyle kalın, 60 sayfa bastılar ya devletin parasıyla. İşte Türkiye Yüzyılında yüzyılın vurgunudur. Türkiye Yüzyılı vurgunu ve bunun başındaki ise hiç kimse kıvırmasın oradan buradan. Recep Tayyip Erdoğan’dır. Çünkü Tayyip Bey’in bu soruya iki cevabı var. Bu yaşananları biliyor muydun, bilmiyor muydun? Bir soru bir cevap. ‘Biliyordum’ derhal istifa et, milleti nasıl soyarsın? ‘Bilmiyordum.’ Derhal seçime götürür, ülkeyi yöneteceklere emanet et. Burnunun dibindeki bu soygunu nasıl görmüyorsun? Mağdur ne 455 bin tekil yatırımcıdır ne aileleri ile 2 milyondur, ne borsadaki 6.7 milyon yatırımcıdır. Borsa çökmüştür, ekonomi çökmüştür ve toplam 86 milyon vatandaşımız bu yükün altında kalmıştır. Vurgunun yapıldığı fon şirketlerinin yöneticileri AK Partili, vurgunu yapıp servetine servet katanların neredeyse tamamı AK Partili. Bu isimlerin hepsini atayan AK Parti’nin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan. Şimdi bu atadıklarını koruyup kollayan da yine Recep Tayyip Erdoğan.”
“3-5 BÜROKRATLA BU İŞTEN KURTULAMAZSIN”
“Masada liste var. Listenin içinde bakanlar var, milletvekilleri var, parti yöneticileri var, yenisi var, eskisi var ama Erdoğan’da çıt yok. 245 kişilik ana listeyi yayınlamıyor. 80 kişilik o çok dönüp dolaşan listeyi ne yalanlıyor ne doğruluyor ama bir yandan ‘Merak etmeyin, fon vurgununu çözeceğim, masa kurdum, altı toplantı yaptım.’ Bakın, kurdu masayı. Bakın, masa burada. Kurdu masayı. Masanın burasında Yunus Arıcı, Takasbank Genel Müdürü gözaltına alındı, adli kontrolle evde duruyor. SPK Başkanı, bakın bu daha ilk toplantı. İkinci, üçüncü… Kuzuyu kurda emanet etmişler. Kediyi ciğerin başına bekçi koymuşlar. Burada SPK Başkanı, Mahmut Sütcü masada oturuyor. Krizi çözecek, gözaltında, hapiste, görevden alınmalar. Borsa İstanbul Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun. Tutuklu, burada oturuyor. Bu masa ne? Erdoğan’ın fon krizini çözecek masası. Masada oturanlar teker teker adaya veda ediyorlar, teker teker. Şimdi ama bir şey dikkatimi çekti. Bakın uzakta oturanlar gidiyor. Bir de yakında oturanlar var. Bakın. Erdoğan’a kim yakın? Galiba Adalet Bakanı Akın. Galiba Adalet Bakanı Akın. Sayın Erdoğan, sakın ha sakın, uzaktakileri adadan yollayarak bu işten çıkamazsın. Biraz yaklaş bakalım, yakın yakın. En yakındakilere gel, görelim. O en yakındakileri koruyarak bu milletin gönlünde asla affa uğrayamazsın. Esas bu işi kurgulayanlar sağında-solunda dolaşırken, esas o içeriye konulanlar konuşmasın diye onlara her gün avukatlar yollanırken, bu işin kurgucuları en yakınında otururken uzaktan üç-beş bürokratla bu işten kurtulamazsın. Millet her şeyin farkındadır. Bu millet hakkını yiyenin hakkını sandıkta verecektir inşallah.”
“NASRETTİN HOCA HİKAYESİ GİBİ BİR KANUN TEKLİFİ…”
“Bu masadan çözüm çıkmayacağı konusunda artık mağdurlar da neredeyse hemfikir olmuş durumdalar. Bunların oturup hazırladığı kanun teklifi yasalaştı. Görev verdikleri bankalar, bu işe kendileri teknik olarak uzaklaştı. Diyorlar ki ‘Niye biz? Hangi kanunla, hangi güvenceyle? Ek güvence verin, böyle kanun mu olur?’ Bir kısım mağdura ‘1 milyon hemen yatıracağız’ dediler ya. ‘1 milyon altındaki herkesin parasını yatıracağız.’ 50 gün oldu, bir kısım mağdura 250’şer bin lira yatırdılar, para bitti. Şimdi bekliyorlar ki o tamahkarların, o günahkarların, o kıyamam nefsine uyan evlatlar, tövbe hesabına para koyacaklar. Hem peşlerine Adalet Bakanlığı’nın düşmesinden kurtulacaklar, hem de bekleyenler paralarını alacak. Nasreddin Hoca’nın ‘Telleri gerdim, koyunlar gelip altından geçecek. Yünler toplanacak, eğriltilecek. Gidilecek, satılacak. Ondan sonra para olacak’ gibi bir kanun teklifine bütün millet mesafeli. Maalesef vurgunun ardından ortaya çıkan çok acı hikayeleri hep birlikte okuyoruz. Bu konuda arkadaşlarımız çalışıyorlar, derliyoruz. Hatta dernekleşmelerini, bir büyük mücadele vermelerini destekliyoruz. Ameliyat parasını yatıranlar, kirasını yatıranlar, çocuğun okul taksitini yatıranlar, borç ödemesini yani ‘Kredi kartının yüzde 20’sini yatırmak yerine fona yatırayım, herkes gibi ben de üçe katlayayım. Geçen ay öyle olmuş. Bütün herkesin parası orada büyüyormuş, ben de belki borçtan kurtulurum’ diyenlerin şimdi borçlarını ödeyemeyen, kiralarını yatıramayan, alışverişe gidemeyen bir noktaya geldiklerini, ameliyatını olamayan bir noktaya geldiklerini, özellikle KOBİ’lerin ödeme dengelerinin bozulduğunu, özel sektör tahvillerinin aksadığını, bir domino etkisinden büyük endişe duyulduğunu bir kez daha burada söylemek gerekiyor.”
“KAYIP; 195 MİLYAR DOLARA ULAŞTI”
“Şunu söyleyelim. Geçen haftaya kadar görülebilen veri, Borsa İstanbul’un Bist100 endeksiydi. Ona göre ilk hesaplama 20 milyar dolar, sonra bu borsadaki çöküşle bir 90 milyar dolar, 110-119- 129 milyar dolar… Şimdi tüm borsa verileri açıklandı, ayın sonu geldi ve borsadaki 100 şirketin değil, 623 şirketin toplam 174 milyar dolar kayba uğradığı, Merkez Bankası’nın 21 milyar dolar rezerv kaybettiği, toplam ekonomideki kaybın 195 milyar dolara ulaştığı ortaya çıktı. Yani asrın felaketinin 10 şehirde 100 milyar dolarlık yıkım yaptığı o büyük depremde o depremin bütün yıktığının, yarattığı bütün hasarın neredeyse iki katına kadar; 195 milyar dolar bir hacimle karşı karşıyayız. O yüzden rakamlar kimine küçük, kimine büyük gelirken doğru algılanması açısından bir kez daha vurgulamak lazım. 6 Şubat depreminin yarattığı yıkımın tam iki katı asrın vurguyla karşı karşıyayız. Biz YENİ Parti olarak böyle olmasın diye ilk günden çözüm önerilerimizi hazırladık, Meclis’e sunduk. Araştırma Komisyonu kurulmasını istedik. Önce ‘Kurarız’ dediler, baktılar ki iş tamamen kendilerinin üstüne gelecek, kendi oylarıyla reddettiler. Kanun teklifindeki önergemiz, Amerika’daki benzer Madoff krizinin çözümündeki yöntemi içermektedir. Elbette ki içerdeki bütün tahsilatlar bir yana esas mesele şu. Yurt dışına kaçırılan paralar ya da Türkiye’deki bazılarının FETÖ borsası, İBB borsası ve diğer gayrimeşru yollarla edindikleri paraların yurt dışında birtakım vergi cennetlerinde, farklı ülkelerde tutulup, oradan yabancı yatırımcı gibi gelip, borsada kazanıp kazanıp çıkmalarının peşine düşülmelidir. ‘Para dışarı çıkmış, gelmez’ denmesin. Türkiye Star Grup üyesidir 180’e yakın ülkeyle birlikte. Malezya’nın, Brezilya’nın, Nijerya’nın, son dönemlerde kiminin 6 yıl önce, kiminin 4 yıl, kiminin 2 yıl önce ülkeden kaçırılmış milli mali varlıklarının tamamına yakını kaçırıldıkları ülkelerden Star Grup marifetiyle geri getirmiştir. Niyet peşine düşmekse bu çağda izini kaybettirebilecek bir para yoktur. Yeter ki bununla mücadele etmekle samimi olunsun. Yeter ki masanın uzağındakilere ceza kesilip, yakın taraftakiler kollanmaya çalışılmasınlar.”
“ERDOĞAN, 14 GÜNDÜR KRİZİ KONUŞMADI”
“Şimdi Tayyip Bey, Sayın Erdoğan 14 gündür ki 14’üncü gün dündü, bu krizi konuşmuyor. Unutturmaya, yerine başka şeyler konuşturmaya çalışıyor. Hiçbir şey olmamış gibi millete masal anlatıyor. Bir gün KAAN motifli bir kravat takıyor. Hep beraber haydi bakalım “KAAN’lı kravat taktı, KAAN’lı kravat taktı.’ O KAAN ki 1973’te kurulan TUSAŞ’ımızın mühendislerinin yaptığı, 86 milyonun uçağıdır. Hepimiz gurur duyuyoruz. Başarıyla sona gelmesi için projenin ümit ediyoruz, gayret ediyoruz, uluslararası temaslarda hep söylüyoruz. Biz bu milletin varlığı neyse İHA’sıyla da SİHA’sıyla da gurur duyarız. Dün Sayın Feridun Sinirlioğlu’nu ki bir ara kısa bir bakanlık dönemi ama Dışişleri Bakanlığı’nda uzun bir bürokratik deneyimi var. Sayın Büyükelçi’yi, AGİT Genel Sekreterimizi ki AGİT Genel Sekreterliğine seçildiğinde de Meclis’te tutanak altında memnuniyetimizi ifade etmiştik. Sayın Sinirlioğlu’nu aradım. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği adaylığını desteklediğimizi söyledim. Kendisiyle istişare ettik. Arkadaşlarımıza görev verdik. Dünyadaki iktidar, iktidar ortağı ya da muhalefette olsun bütün kardeş partilerimizin Genel Başkanlarına bir mektup kaleme aldık. Sayın Feridun Sinirlioğlu’nun BM Genel Sekreteri olmasını ana muhalefet partisi olarak bizim de desteklediğimizi, Türkiye’de onun adaylığının sadece iktidara, iktidarın tutumuna yorulmaması gerektiğini, Birleşmiş Milletler fikrinin önemli ve bizim bu fikrin sahibi bir parti olduğumuzu, savaşların olmaması için, insanlık için gayret gösteren böyle bir kurumun Feridun Bey’in yönetiminde olmasının faydalarını dile getirdik. Kendisiyle de görüştük. Bir kez daha kendisine bu noktada başarılar diliyorum. Elimizden geleni ardımıza koymayacağız.”
“YERE BATSIN ÖYLE MEŞRUİYETİNİZ”
“Dış politikada millete hikaye anlatma dönemi bitti. Boynuna KAAN kravatı takan Erdoğan’ın esas Trump’ı ikna edip, KAAN’ın motorlarını alması gerekiyordu. Müjde olarak verildi. KAAN’ın motoru gelmedi. F16 modernizasyonunu Yunanistan’a yapıyorlar, İsrail’e yapıyorlar. Bizim F16’ları yıllarca geride bıraktılar. Bu konuda bir adım atılmadı. Üzerine bayrağımızın yapıştırıldığı bitmiş altı F35’i Amerika el koydu, başkalarına verdi. Milyarlarca dolar paramızın üstüne oturdular. F35’ten attılar S400’ler yüzünden. S400’ler gelirken ‘Ya yanlış yapıyorsunuz, bizim batı ittifakına uymaz bunlar. Teknolojisi uymaz, verimli olmaz. Uysa bile ittifakın dışladığı bir sistemi getirirseniz başınıza dert alırsınız’ diyene ‘vatan haini’ diyorlardı. Rusya’dan kalkınca nakliye uçakları, ‘Ver mehteri’ diyorlardı. Uçaklar Türk hava sahasına girdi, gülsuyu sıkıyorlardı. Aldılar S400’leri, hangara kapattılar. Şimdi yokmuş gibi yapıyorlar. Başka ülkeye yollama sözü vermişler. Başka ülkeye gitmedi diye CAATSA yaptırımları bitmedi. Öyle bir noktaya geldik ki Erdoğan ile Trump… Erdoğan çok başarılı ya bu işlerde. Öyle bir pazarlık yaptı, Trump’la anlaştı. Neymiş, ne kazandık? Trump, Erdoğan’ın altına sandalyeye ittirmiş. Amerika gezisinden zafer görüntüsü… Bak, ‘Erdoğan’a oturacak sandalye yok, Trump ittiriyor’ diyor. Bizim yandaş basın ittirdiği sandalyeyi görüyor. O sırada Trump sadece sandalyeyi ittirmiyor. 250 tane Boeing ittiriyor bize. Fahiş fiyatlı doğalgaz ittiriyor. Amerikan mallarına vergi indirimini ittiriyor. Çin mallarına vergi bindirimini ittiriyor. Ayrıca Eskişehir’deki nadir toprak elementlerini pazarlık konusu etmeyi de garanti ediyor. Öncelik alıyor, ‘Bize satacaksın’ diyor. Bir yandan sandalyeye bakanlar… Hani parmakla gösterince ahmaklar parmağın ucuna bakarlar, akıllılar gösterdiği yere bakarlar. Bizimkiler sandalyeye bakarken, Amerika işine bakıyor, keyfine bakıyor. Ne oluyor, yerine ne verdin? Yani ‘Sandalyeyi aldın, bunları verdin de Türkiye’ye ne aldın?’ dersen sıfır. Ne F35 ne CAATSA ne KAAN ne başka bir şey. Bir tek şey almış. Vallahi onu da Amerika’nın büyükelçisinden duyduk. ‘Trump akıllı adam, Erdoğan’da olmayanı veriyor. Elindeki her şeyi alıyor.’ ‘Olmayan ne?’ diye soruyorlar. ‘Meşruiyet’ diyor. Milletin sandıkta vermediği, son seçimde mağlup ettiği, her ankette geri bıraktığı, bugün seçim olsa kaybedecek Erdoğan’a okyanus ötesinden meşruiyet geldi bizim nadir toprak elementlerinin karşısında. Yere batsın öyle meşruiyetiniz, yere batsın.”
“DURDURAMADIKÇA HALA SALDIRIYORLAR”
“İşte bu kadar çamura batan, bataklığa saplanan AK Parti iktidarı, elindeki çamuru, kiri pisi etrafındakilere sürmeye, etrafını kirletmeye, etrafına iftira atmaya devam ediyor. Tabii başta masada yakın oturan, masadaki yakın. O masadaki yakın. Her işin içinde olan o masadaki yakın, meseleyi kendine gelmesin diye, ya da ‘Bunu konuşanları bir şekilde susturayım’ diye, sıkıntısından, kompleksinden yapmadığı kötülük kalmadı. Şimdi Sayın Erdoğan ile eğri oturup doğru konuşma vakti. Ayaktayım ama eğri oturup doğru konuşma vakti. Biz AK Parti’ye karşı tarihte ilk kez seçim kazanan kadrolarız. Ne zaman seçimleri kazandık, darbelerin hedefi biz olduk. Ne zaman anketlerde öne geçtik, hedef gösterdiniz. Acımadan saldırttınız, acımadan saldırdılar. Oysa millet bize belediyeleri verdiğinde biz, ‘Bu seçimin kaybedeni yok’ demiştik. ‘Kimse oy verdiğine pişman olmayacak, oy vermeyenler pişman olacak’ demiştik. ‘Bundan sonra kavganın değil hizmetin içindeyiz’ demiştik. Bunu sindiremediniz. 19 Mart darbesi yapıldı. Seçilmiş başkanlarımız, cumhurbaşkanı adayımız, kadrolarımız hapse satıldı. Yetmedi 100 yıllık partinin kurumsal kimliğine saldırıldı. 21 Mayıs darbesiyle partimize kayyım atandı. Yürüyüşümüzü durdurmayı başaramadıkça hala saldırıyorlar. Muhalefeti sessizleştirmek için televizyonlar kapatılıyor, gazeteler karartılıyor, erişime engel geliyor. Muhalefeti adaysızlaştırmak için başta Ekrem İmamoğlu’na saldırdılar, adaylıkta adı geçen herkesi tehdit ediyorlar. Saldırıyorlar. Sindirmeye çalışıyorlar. Partimiz kurumsuzlaştırılmaya çalışıldı, kayyım atandı. Nihayet şimdi sıra geldi, bir süredir zaten hiç bitmedi, partinin Genel Başkanının, liderinin itibarına saldırarak, olmayacak karalar çalarak tartışmalar yaratmak ve Türkiye muhalefetini seçeneksiz bırakmak, bütün hedefleri, bütün gayretleri bu. Teslim olmadık elbette olmayacağız ama şimdi birazcık eğri oturup doğru konuşacağız.”
“KİMİ TUTSALAR ‘ÖZGÜR ÖZEL’E İFTİRA AT’ DİYORLAR”
“Dikkat edin, tutukladıkları kim varsa, birazdan bir belgeyi hem okuyacağım hem göstereceğim hem basına dağıtacağım. Kim tutukladılarsa ilk iş bütün soruşturmalar gizli, bakın özellikle şuna vicdan sahibi bütün AK Partililere ve MHP’lilere sesleniyorum. Muhalefet bunu görüyor, duyuyor da fon meselesinde gizlilik kararı var. Bir ifadesi sızıyor mu? Bir ifadenin bir virgülü. Neden? AK Parti’ye dokunuyor. Bizim geçirdiğimiz belediye soruşturmalarında olsun, başka soruşturmalarda olsun aynı gizlilik karar var. Ama muhalefeti yıpratacak ifade kısımları özel özel seçilip, bazen de hiç verilmeyen ifadeler verilmiş gibi yapılıp dağıtılıp bütün gün televizyonda konuşuluyor. Ya bu yargı bağımsızsa, bu yargı eşitse, bir yasak varsa ya her yere yasak ya hiçbir yere değil. Ya fon soruşturmasının ifadelerini de salın dolaşsın ya bu itibar suikastinden artık birazcık bu işi yapanlar utansın. Şimdi kimi tutarlarsa kanıtlarını da göstereceğim, ‘Özgür Özel’e iftira at.’ Gidiyorum belediye başkanını ziyarete, ‘Başkanım benden seni istediler’ Nasıl, diyorum. ‘Özgür Özel ile ilgili bir şey de. Kayda geçir, çek git buradan. Emniyetten salacağız. Savcılıktan salacağız.’ Ya da tutuklanana çağırıp avukatsız görüşmede, ‘İtiraz ile bırakacağız. Tek başına gel, sohbete gel.’ Neler neler yaptılar. Biri tutuklandı, ilk ifadesini aldılar, ‘Efendim Özgür Özel’e para attım bahçesine.’ Bizim bahçe sanıyorlar müstakil. Bir haftalar ki Manisalı bir gazeteci, ‘Ya bu para bu bahçenin neresinde’ deyince ‘Yok yok atmamıştım da Denizli’ye varmıştım. Demirkan’a ulaştırmıştım.’ Manisa’dan bildiği tek ismi söyleyerek. Onu da yanlış söyleyerek. Ama onun üstünden günlerce bizimle uğraştılar. Muhittin Böcek’i hapiste tuttular, illa da illa ‘De ki Özgür Özel’e para verdim.’ Biz Adalet Bakanı’nın tapularını bütün numaraları ile koyduk, geçen de diyor ki ‘Mahkeme isteyecektir tapuları’ demişti, avukatım ‘Tapuları istensin’ diyor, mahkeme tapuları istemeden karar veriyor. Ya iste yaz, ‘değil’ desinler, istediğinizin beş katını vereceğiz. ‘Yok ben tapuları istemeyeceğim.’ Tir tir titriyor hakime hanım. Şimdi o kişi o günlerde, ‘Efendim birazdan göreceksiniz daha vakti var’ diyor. Ya sen İstanbul’dasın adam Antalya’da, Bakan olmuşsun, ‘Vakti var, Muhittin Bey itirafta bulunacak.’ Muhittin Bey el yazısı yazdı, yeni belge bu değil. ‘1 kuruş para verdiysem şerefsizim, yanlış bilgi verenler ispatlamazsa alçaktır, şerefsizdir, namussuzdur’ diye el yazısıyla kendi yazdı. Evladını aldılar, gelinini aldılar, müstehcen görüntüler yayınladılar bilmem ne yaptılar. Adam utana sıkıla, ‘Özgür Bey demedi de konuşmasından çıkardım da, o oğlan bilmem ne yaptı.’ Bir çıktı dedikleri gün Gürlek’in tarih verdiği günde, yerde o benzinlikte tek başına Muhittin Böcek. Özgür Özel Ankara’da, İçişleri Bakanlığı kayıtlarıyla. Utanmadılar, sıkılmadılar. Ya arkadaş bak kesin kazanacak Adana’da, Mersin’de, Muğla’da, İzmir’de, Aydın’da para istememiş kimse. İstediysek iste Aydın Belediyesi elinde. Afyon elinde. İzmir sana geldi. Kimse onlardan bir şey istememiş. Ne kendine ne partiye, tövbe tövbe. Diyor ki ‘Antalya Belediyesi, aday…’ Tarihinde üst üste iki kez hiç seçilmemiş. En zor seçilecek büyükşehir. Beş anketle karar vermişiz. Diyor ki böyle yaptılar diye.”
“ZULÜM EDİYORLAR”
“Şimdi başka bir soruşturmada tutuklanan Emir Sarıgül ifade veriyor, konu Almanya’da birisi o demiş, bir dekontu yok yapay zeka yapmış yok bilmem ne yapmış. Eğri miymiş doğru muymuş. Neyse neymiş. Hiç ilk gün ilişkimizi kesmişiz olayla, partimizin. İfade veriyor adam, ilk ifadede ‘Duyduğuma göre babam Özgür Özel’e para verdi.’ ‘Ağustos ayında’ bakın ‘Atkı verdi, atkı ile bir para verdi, YENİ Parti’ye destek verdi.’ Ağustos ayında Vakko’da atkı. Satılıyor mu Ağustos’ta Vakko’da atkı, gidip bir sorsunlar bakalım, atkı ne vakit geliyor? Temmuz’da, Ağustos’ta atkı. Ama ifadeyi alıyorlar, bu ifadeyi yayıyorlar. Bunun üstünden fon konuşulmasın ve Sarıgül, Sarıgül, Sarıgül, odur, budur. Geliyorum ki Manisa’da bakın yol arkadaşım sağdıcım Demirhan. Bir lafla ‘Demirkan’ dedi diye aylarca zulüm gördü, şimdi Gaziantep’e sürüldü. Tek suçu, tek suçu benim çocukluk arkadaşım olmak. Sorun, sorun savcıya çağırın huzurda, sorun savcıya. Demirhan’a diyor ki ‘Ya sen Özgür Özel‘in nasıl sağ kolusun? Çatıda oturursun, dandik bir araban var, hiç paran yok. Sen nasıl Özgür Özel’in sağ korusun?’ Demirhan diyor ki ‘Özgür Bey öyle bir adam, Özgür Bey’in onunla bununla işi olmaz. Ben arkadaşıyım, öyle bildiğin gibi siyasetçi sağ kolu, sol kolu bilmem nesi değilim.’ Dinlemiyor. Kadın İl Başkanımız İlksen Özalper. Sırf Manisa İl Başkanı diye abuk sabuk sorularla MHP döneminin bilmem nesini sorarak aldılar, koydular Sincan Cezaevine. Zulüm ediyorlar, zulüm ediyorlar. 2,5 saat tek başına bir köşede ‘Avukatın gelecek’ diye bekletmişler. Sinir krizi geçirmiş, panik atak geçirmiş. Butonlara basmış, gelmişler. Gelen küstahın bir tanesi diyor ki ‘Madem panik atağın vardı, bunu suç işlerken düşünecektin.’ Yerde sırt üstü yatıp sinir krizi geçiren kadına bunu söylüyor. Şimdi bu meselede hem şikayetçi oluyoruz, suç duyurusunda bulunuyoruz. Kimmiş bunlar, ne yapmış? İlksen’in ne suçu varmış Özgür Özel’e yoldaş olmak dışında, bunların hepsini göreceğiz. Şimdi bakın gidiyorum Eşme’ye, Eşme Belediye Başkanı diyor ki Burdur’da, ‘Benden seni istediler.’ Gidiyorum Silivri’ye, hepsi aynısını diyor. İzmir’de operasyon yapıyor, Seferihisar’da, ‘Özgür Özel’le ilgili bir şey yok mu?’ Bilmem nerede soru soruyor, o yok mu? Bakın burada, bu sıralarda oturmuş bir milletvekilinin, geçen dönem milletvekili. Kurultayda karşımızda yer almış, kapı gibi. Kendi ilinde belediye başkanı olmak istemiş, yapmamışız, iyice mesafelenmiş. Butlan kararı çıkmış, YENİ Parti’ye gelmemiş, CHP’de kalmış, butlanı savunmuş bir milletvekili. Bu milletvekilini geçmişe bakıp işte bir şikayet, takipsizlik falan, alıyorlar. Geçen dönem milletvekili. Sorguluyorlar ve 10 soru soruyorlar, 8’i Özgür Özel. 10 yıl öncesine soru soruyorlar. Bakın, milletvekilinin kendi ıslak imzasıyla… Bunu basın mensupları tek tek incelesin, hepsine vereceğiz fotokopisini. ‘Tarihe not düşmek için tüm halkımızın bilmesini isterim ki…’ Hani diyor ya bazıları ‘Ya işte bunu söylüyorsunuz da tehdide uğrayan söylemiyor ya.’ Söyleyen de çok da kayda geçiren de çok da. ‘Tarihe not düşmek için tüm halkımızın bilmesini isterim ki tutuklu olmanın tek bir sebebi var, o da Sayın Özgür Özel ile aynı partide olmam. Şöyle ki birileri senaryo yazdı. Bizi de figüran sandılar. Çünkü bizi tanımıyorlar. Tüm halkımız şunu çok iyi bilsin. 100 soruşturma geçirsem de yüzyıl hapis yatsam da tarihe CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturmuş Sayın Özgür Özel’e iftira atan bir kişi olarak geçmeyeceğim. Tarihe, yol arkadaşına iftira atan, onu satan birisi olarak geçmektense ölmeyi tercih ediyorum. Çünkü biz tarihin mavi gözlü dev olarak andığı, ‘Ya istiklal ya ölüm’ diyen Mustafa Kemal’in devrimci ruhunu, ‘Yaşasın tam bağımsız Türkiye’ diye haykıran Deniz’lerin çelik iradesini… Ne iftiracılara ne de kumpasçılara asla boyun eğmeyeceğim. Bundan sonra hakkımda hangi senaryo yazılırsa yazılsın, hangi iftira atılırsa atılsın, hangi kumpas kurulursa kurulsun asla kimseye iftira atmayacağım. Bu senaryodaki içeriklerin tamamı yalandır, iftiradır. Hedef, Sayın Özgür Özel’dir. Hedef, 10 sorudan sekizinin konusu da olmayan Sayın Özgür Özel’dir. Takdir, yüce Türk milletinindir. Sincan Birinci Tip 2 Nolu Cezaevi, Serkan Topal 27. Dönem Hatay Milletvekili.’ Buyurun.”
“TEK LAF DUYARSINIZ; ‘PARAYLA İŞİ OLMAZ’”
“Hesap ki ‘Bunlar kavgalı. Özgür Özel’i kurultayda desteklemedi. Aday oldu, desteklemedi. Butlan tarafta yer aldı…’ Almışlar, diyor ki ‘Özgür Özel’e şu iftiraları at.’ Neymiş efendim? Bir yerde gri pasaport alacakmış biri, benim yanıma getirmiş. Ben telefon açıp gri pasaport almışım. Allah’tan korkmaz, Malatya Yeşilyurt Belediyesi’nden mehter takımını gri gri pasaportla götürdünüz, mehteran başı dahil 28 kişi yurt dışına kaçtı. Utanmaz adamlar. Şimdi bu ülkenin şerefli yargı mensuplarına sesleniyorum. Türk yargısını lekeleyen insanlara zulmeden ve sizleri de sürgüne göndermekle tehdit ederek hedefe koyan, iradenizi çarpıtmaya zorlayanları görün. Görüyorsunuz, tanıyın. Tanıyorsunuz, unutmayın. Geçmişte yargı üzerinde karanlık kumpaslar kuranların ülkeye ne bedeller ödettiklerini, kendilerinin de en sonunda nasıl ceza çektiklerini unutmayın. Buradan AK Parti’nin kara düzenine sesleniyorum. Bu düzeni kuranlara sesleniyorum. Bu kurallara uyanlara sesleniyorum. Gidin, en iyi bildiğiniz AK Partilileri bulun. Gidin, bulun. Hatta çok gerilere gidin. Bornova Anadolu Lisesi’ne gidin. Ortaokulda ve lisede bizi okutanlara, aynı yatakhanelerde yatanlara. Üniversiteye gidin, askerlik yaptığımız yere gidin. Manisa’da herhangi bir Manisalıya ticaretimizi, siyasetimizi sorun. Manisa’daki AK Parti geçmiş il başkanlarına, geçmiş milletvekillerine, il genel meclisi üyelerine ve MHP’lilere sorun. Gidin, Manisa’da görev yapmış bütün kaymakamlara, bütün valilere, bütün emniyet müdürlerine sorun. Gidin, sorun; ‘Özgür Özel ne yapar ne yapmaz?’ diye. Çok şey söylerler Özgür Özel’le ilgili. Ama bugün o köşeyi yazana diyorum ya, o köşeyi yazana… Demiş ki ‘Özgür Özel parayla siyaseti seviyor.’ Ona ömrüm boyunca hakkımı helal etmeyeceğim de bu kadar AK Partili, MHP’li hemşerime, benimle yolu bir yerde kesişmiş bir kişiye, burada birlikte milletvekilliği yaptığım, şimdi siyasetin dışında - içinde olana olmayana sorun. Bir tane laf duyarsınız. ‘Özgür Özel’in parayla işi olmaz.’ Bunun dışında bir laf duymazsınız.”
“YİĞİTSEN SANDIKTA HESAPLAŞAŞIM”
Eğer birazcık namus ve şeref varsa, hakkımda ne biliyorlarsa açıklasınlar. Elde hangi belge varsa getirsinler. Ama arkadaşlarımız üzerinden, sağdıçlarımız, şoförlerimiz, danışmanlarımız, onların üzerinden artık ellerini çeksinler. ‘Eğri oturup doğru konuşalım’ dedim ya. Erdoğan’a sesleniyorum, Erdoğan’a. Sayın Erdoğan, yiğitlik midir sana yapılmayanı bana yapmak? Yiğitlik midir yenemediğin rakibini hapse atmak? Yiğitlik midir geçemediğin partiyi kayyımlamak? Yiğitlik midir yenemediğin lideri butlanlamak? Yiğitlik midir kadınla, eşle, çocukla, aynayla, babayla uğraşmak? Yiğitlik midir suçsuzlara iftira atmak? Yiğitlik değilse bunlar, yiğitsen çık karşıma. Hesaplaşalım sandıkta. Çık karşıma, hesaplaşalım sandıkta. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”