Seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kendi şirketine ait aracı makam aracı olarak kullanması nedeniyle açılan davada ilk duruşma, Silivri’deki cezaevinin duruşma salonunda yapılıyor.
“Görevi kötüye kullanma” suçundan iki yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davada, İmamoğlu ile birlikte dönemin 11 belediye çalışanı da sanık sıfatıyla yargılanıyor.
Duruşmayı, Cumhuriyet yerinde izliyor.
İşte Silivri'de anbean yaşananlar...
18.30 | ERTELEME KARARI
Ara karar için kısa bir ara veren mahkeme, davayı 23 Ekim saat 14.30'a erteledi.
Bir sonraki duruşma, Ekrem İmamoğlu ve bugün savunma yapmayan Fatih Keleş ile beraber 3 diğer tutuksuz sanık daha salonda hazır edilecek.
16.30 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ, TUTUKSUZ SANIK SAVUNMALARINA GEÇİLDİ
Avukat savunmalarının ardından duruşmaya ara verilirken yaklaşık bir saatlik aranın ardından salonda bulunan tutuksuz sanıklar ve avukatlarının savunmaları başladı.
Salonda bulunan 7 tutuksuz sanık ve avukatları kısa savunmalar yaparke
15.45 | İMAMOĞLU'NUN AVUKATI SAVUNMASINA BAŞLADI
İmamoğlu’nun yaklaşık bir saat süren savunmasının ardından önce davadaki avukatlarından Kemal Polat, daha sonra ise Nusret Yılmaz savunma yaptı.
Avukat Kemal Polat, iddianamede belediye başkanının encümene yaptığı havalenin cezai sorumluluk doğurmayacağını savunarak,“Bir dilekçeyi havale etmek tek başına görevi kötüye kullanmak değildir” dedi. Polat, araç için yapılan bakım ve yakıt harcamalarının kamu zararı değil, belediye açısından ekonomik fayda doğurduğunu belirtti.
Avukat Nusret Yılmaz ise davaya dayanak yapılan bilirkişi raporunun, soruşturma aşamasında alınan ve kamu zararı ile görevi ihmal tespitine rastlanmadığını belirten önceki bilirkişi raporuyla çeliştiğini savundu. Yılmaz, bilirkişi heyetinde yer alan isimlerden bazılarının AKP’de çeşitli kademelerde siyaset yaptığını öne sürerek heyetin UYAP sistemi üzerinden atanamadığını ve bu nedenle haricen görevlendirildiğini söyledi. Yılmaz, “Başka belediyelerde takdir ve övgü konusu olan uygulamalar Ekrem İmamoğlu söz konusu olduğunda davaya dönüştürülüyor” diyerek beraat talep etti.
15.40 | "ASLINDA 30 MİLYON ZARAR DEĞİL FAYDA ÜRETMİŞİM"
Soruşturmanın müfettişliğini yapan ismin daha önce AKP’den milletvekili adayı olan İsmet Yıldırım olduğunu hatırlatan İmamoğlu, AKP’li belediyelerin makam aracı kiralamalarından örnekler vererek, “Neymiş, makam aracı kiralaması ilçe belediyeleri yapılmazmış. Çok tesadüf Tuzla Belediyesi, mesela 29 Mayıs 2014 yılında ismi de makam aracı kiralanması, çok tesadüf o günün rakamıyla 7 bin 200 bugün 350 bin lira parasıyla, aylığı 9 bin 500 liraya araç kiralaması yapmış. Mesela Arnavutköy Belediyesi de 3 bin 250 lira bir makam aracı kiralaması yapmış” ifadelerini kullandı.
“Bugün burada gerçekten bir makam arabası tartışılacaksa, ben bu tartışmadan kaçmam. Sonuna kadar tartışırız, sonuna kadar hesabını veririm. Verilmeyecek hesabım varsa da o hesabın cezasını kendim çekerim. Burada hiçbir arkadaşımın da bu anlamda suçlu gibi yargılanmasını da sanık olarak yargılanmasını da kabul etmiyorum. Bir litre benzinin hesabını da veririm, bir lastiğin hesabını da veririm” diyen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Esasen 11 yılda ben, 30 milyon liranın üzerinde bir kamu zararı değil, kamu faydası üretmişim. 30 milyon liranın üzerinde. Ve kaldı ki, madem böyle bir tespit yapılmış, müfettişler devreye girmiş, çok azgın müfettişler var, çok azgın bilirkişiler var, devreye girmiş ve bu tespit edilmiş, rapor yazılmış. Benim ortağı olduğum şu an TMSF'nin yönettiği firmam da faizi ile beraber o mazotun ve diğer sair masrafların da giderini belediyeye yatırmışlar. Toplam faizi ile beraber 215 bin lira civarında rakamı da yaklaşık 1 yıl önce belediyeye faizi ile de yatırmış. Ona rağmen bu dava açılmış.”
İmamoğlu, savunmasını şu sözlerle sonlandırdı:
“Dünya tarihinde ve Türkiye tarihinde bu kadar didik didik edilen, ailesiyle, kendisiyle bu kadar zalimlikle yüzleştirilen bir insan yoktur ama Yaradan'a şükür ki bunu yapandan bin kat daha dimdik ayaktayım. Bin kat daha özgürüm, bin kat daha huzurluyum, tarifsiz kat daha da geleceğe umutla bakıyorum. Allah bu tür zalimliği kendine bir siyasi strateji görenlerden bu milleti ve memleketi korusun. Çünkü milletin parasına sahip çıkma konusunda samimi bir insan var karşınızda. Makamı ayrıcalık değil, emanet olarak gören bir anlayış var karşınızda. Teşekkür ederim.”
15.35 | KILIÇDAROĞLU’NA ‘SİYASİ TUTSAK’ TEPKİSİ
İktidar belediyelerindeki uygulamaları eleştiren ve kayyım atanan belediyelerde yapılan çeşitli uygulamaları hatırlatan İmamoğlu, mahkeme kararıyla CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisi hakkındaki ‘İmamoğlu siyasi tutsak değil’ sözüne de atıf yaparak şöyle konuştu:
“Siyasi tutsaklar serbest kalsın ve yargılanacak insanlar tutuksuz yargılansın bu cennet vatanda. Bütün bu yaşadığımız her şeyin altyapısı siyasidir. Siyasi davalardır. Gerçi bazıları beni siyasi tutsak olarak görmüyormuş ama bununla övünen zihniyet, ancak ve ancak özgürlüğü Saray’a yakınlıkla ölçen zihniyettir. Hatta daha da ileri gideyim, kendini oraya tabi ve oraya tebaa olarak gören zihniyetin tezahürüdür. Bu bakımdan ben hem Allah'a şükürler olsun çok özgürüm, irademi kimseye teslim etmedim ve etmem.”
15.30 | SUÇLAMAYA TARİH VE RAKAMLARLA YANIT VERDİ
Daha sonra davada kendisine yöneltilen kamu zararı suçlaması hakkında konuşan İmamoğlu, “Bu aracın daha iyisi bende var’ diyerek o aracı kamuya tahsis etmemle ilgili nedenden buradayım. Bugün ise yıllar önce yaptığım bu tercih, dönüp dolaşıp bir ceza davasının konusu hâline geldi. Benim için son derece basit bir soruyla bu iş yürüdü. ‘Benim aracım varsa, milletin parasını neden makam aracına harcayayım?” diye konuştu.
Söz konusu aracın o dönem KDV dâhil 7 bin 200 lira ihaleyle, 3 bin dolara tekabül eden, aylık kirası da 3 bin doları aşan bir aracın kiralanması yerine kendi arabasını kullanmayı tercih ettiğini belirten İmamoğlu, görevi süresince kamu kaynaklarında tasarrufu öncelediğini belirterek, “Makam üretmedim, kişisel mekan üretmedim, olanı kullandım, aşırılıkları azalttım. Kamu giderlerini azaltmayı, tasarrufu öncelemeyi temel bir duruş olarak koydum” dedi.
Dava konusu araç için belediyenin sisteminden yapılan yaklaşık 20 bin liralık akaryakıt ödemesine de değinen İmamoğlu, söz konusu paranın 2019 yılında belediye kasasına yatırıldığını belirtti.
İmamoğlu, “Yanlışlıkla belediyenin sisteminden benzin almışız, o dönem fark edildi, o paramızı yatırdık. Ama burada 42 araç rakibime belediye tarafından tahsis edildi” dedi.
“OTOMOBİLİ DEĞİL ZİHNİYETİ KONUŞALIM”
“Otomobili değil zihniyeti konuşalım” diyen İmamoğlu, İBB Başkanlığı döneminde Florya’daki başkanlık konutunu kamuya açtığını hatırlatarak, “55 bin metrekarelik alan içerisinde, 12 tane AKP’li için yapıldığı söylenen villa vardı. Villaların olduğu yer CHP’li belediye diye ona da villa vermemişler. Sadece 12 aile için 2019 rakamlarıyla aylık 5 milyon lira gideri olan bir yeri kamuya ait bir alana dönüştürdüm. Çünkü bizim işimiz makam değildir” diye konuştu.
Göreve geldiğinde İstanbul’da kendisine tahsis edilmiş 15 makam bulunduğunun söylendiğini aktaran İmamoğlu, “İnsan 15 makam ne yapar ki?” diyerek Saraçhane dışındaki makamları ihtiyaç duyan belediye birimlerine tahsis ettiğini söyledi.
İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Benim suçum varsa da o suçun da cezasını çekmekle yükümlüyüm. 50 liralık benzin eğer suçsa onun da yükümlülüğünü çekmekle yükümlüyüm ama önümüze konan bu absürt davanın yanı sıra, bunu sürükleyen zihniyetin ülkeyi nelere tabi tuttuğunu da hatırlatmak zorundayım.”
15.20 | “ACABA FON SORUŞTURMASINDAKİLERE DE YAPILACAK MI?”
Söz konusu davayı değerlendirirken Türkiye gündemine oturan fon soruşturmasına da atıfta bulunan İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ekrem'i didik didik edelim, saçının teline kadar bakalım, ne buluruz? Öyle bir yapalım ki yazlığının kapısını da kıralım, babasının tarlasını da kazalım, kuyularına da bakalım. Şu anda Türkiye'de bu fon işinin içinde olan insanların da acaba babalarının tarlalarını kazacaklar mı diye merak ediyorum. Veya bu fon işi içinde olan insanların şoförlerini de tutuklayıp, acaba onları konuşturacaklar mı diye merak ediyorum.
Ya da fon içinde olan, 120 milyar dolara yakın, 500 binin üzerinde insanın dolandırıldığının konuşulduğu böyle bir olayla ilgili, acaba sağına soluna polisi koyup, ortasına da o insanları koyup, drone'la çekim yapıp, o insanları millete afişe edecekler mi diye merak ediyorum. Hatta daha ileri gidiyorum, bir kısmı gözaltına alındı, tutuklandı. acaba o insanların evlerine gidip—asla bunlar yapılsın da istemiyorum ama—evlerinden görüntüler alıp, kasalarının arandığı, kasalarında ne bulunduğunun görüntüleriyle beraber acaba servis edilecek mi diye bekliyorum. Bunların hepsini yaşadık. Yüzlerce, binlerce arkadaşım bunları yaşadı. Yüzlercesi de hapiste. Konu niye buradan buraya geliyor? Çünkü hepsi birbirine bağlantılı.”
15.15 | “YALÇIN KÜÇÜK KORKUYU ŞÖYLE TANIMLAR..”
Savunmasında korku kavramı üzerine konuşan İmamoğlu, geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden Prof. Dr. Yalçın Küçük’ten alıntılar yaparak şu ifadeleri kullandı:
“Yalçın Küçük korkuyu ahlakın silicisi olarak tanımlar. Makam korkusu, açlık korkusu, işsizlik korkusu, hapis korkusu, tutsak olma korkusu, güvenlik korkusu, ölüm korkusu. Korku büyüdükçe insanın doğru bildiğini söylemesi zorlaşabilir. Biz bunu bir örneğini yanda görülen mahkemede çok yaşadık. Nasıl yaşadık?
Hapse atılanların nasıl iftira mekanizmasına döndüğünü ve yargının da pervasızca bundan nasıl yargılanmaya çalıştığını gördük ve örneklerini şu anda da yaşıyoruz. Ona da Yalçın Küçük'ten bir hatırlatma yapayım. İtirafçı olmayı ‘insanın kendini kusması’ diye tanımlar. O kusmuk kusmuk hallerini tanımlar. Onun için bu korkunun bu millete yakışmadığını ve yaklaşamadığını düşünüyorum. Çünkü bizler İstiklal Marşı'nı okurken onun ilk sözünün ‘korkma’ olmasının bir tesadüf olmadığını düşünenlerdenim.”
15.00 | İMAMOĞLU SAVUNMASINA BAŞLADI: "6.5 AY İÇİNDEKİ 100. DURUŞMAMA GİRİYORUM"
Daha sonra Ekrem İmamoğlu, savunması için kürsüye geldi. Savunmasına şu sözlerle başladı.
“İlginç bir mahkemedeyiz. Çok enteresan mahkemelerde duruşmalara çıkıyorum ama bu daha da ilginç. Böyle bir mahkemeye çıkmayı ve böyle bir yargı yüküne neden olan iddia makamının talebini absürt de buluyorum. Çok yanlış bir davanın açıldığını düşünüyorum. 2026 yılının Mart ayından bugüne, 6.5 ay içerisinde, şu an itibariyle 100. duruşmama giriyorum. Bu zaman içinde 100 duruşmaya başka kim girmiştir bilmiyorum. Buraya yürüme mesafesindeki başka bir duruşma salonundan geliyorum.”
Savunmasının başlangıcında, ülkenin yüzde 85’inin adalete güvenmediğini belirten İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Dünyada olmayacak bir biçimde on beş buçuk milyon insanın da ön seçimde sandığa koşarak oy kullandığı cumhurbaşkanı adayı olarak görmek istediği bir kişi. O bakımdan sözlerim öfkeden değil sorumluluktandır. Hakikati dile getirme sorumluluğundan doğmaktadır. Devleti yıkan hakikat değil, hakikatten korkmaktır. Tabii burada insanların aklından geçmeyebilir ama belki bir kısım insanın geçebilir. Ya arabanın benzini, mazotu, lastiği varken bunları niye düşünüyor ve konuşuyoruz? İşte tam da onu bu iddianameyi yazan iddia makamı düşünecek. Umarım sözlerimin sonunda onların da bu anlatacaklarımdan ders alacağı sonuçlar çıkabilir.”
“NİYETİM İNSANLARI SARSMAK DEĞİL, HAKİKATİ HATIRLATMAK”
İmamoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
“Yüz üç sene geçmiştir. Dolayısıyla ‘itaat et, rahat et’ duruşu, Türk milletine yakışacak bir duruş asla değildir. Ben o duruşu temsil ediyorum. O duruşu temsil etmekten de onur duyuyorum. Buna da engel olacak bir kişi henüz anasının karnından doğmadı. Sokrates, Atina mahkemesinde devletin gençliğini yoldan çıkartmakla suçlandığında kendisini büyük ama uykuda olan atı uyandıran bir at sineğine benzetmişti. Ben de imkân bulduğum her anda bu ülkenin uyuşturmak istenen her ortamında bu ülkenin güzel insanlarının çıkarlarına seslendim. Ve beni duyduklarını düşünüyorum.
Yani beni Akdeniz'den de duyuyorlar, Muğla'dan da duyuyorlar, Hatay'dan da, Sinop'tan da, Diyarbakır'dan da, Van'dan da, İzmir'den de, Çankırı'dan da, Ankara'dan da her yerden duyuyorlar. Elbette güzel şehrim İstanbul'dan da duyuyorlar. Niyetim insanları sarsmak değil, uyku hâlini dağıtmak ve hakikati hatırlatmaktır. Çünkü biliyorum ki sorgulanmayan bir devlet adaletini yitirir. Şu anda tam da bu tehdidin böyle merkezinde duruyoruz. Gücün sınanmadığı yerde hukuk zayıflar. Sessizliğin, korkunun çoğaldığı yerde zulüm cesaret bulur. Zalimlere fırsat doğar. Ben bu güzel vatanda zalimlerin çok küçücük, minicik, mini minnacık azınlık olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla onların bir pervasızlığına müsaade edecek, onlar karşısında susacak birisi değilim.”
14.40 | DURUŞMA BAŞLADI
Normal şartlarda 13.30’da başlaması planlanan duruşma, Ekrem İmamoğlu’nun salona getirilmesiyle 14.40’ta başladı.
Tutuksuz olarak yargılanan 11 sanıktan 8’i salonda bulunurken İmamoğlu ile beraber tutuklu yargılanan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ise duruşmaya katılmadı.
Duruşmada ilk olarak mahkeme başkanı tarafından iddianame okundu.
13.50 | İBB DAVASINDAN ALINIP, DURUŞMA SALONUNA GETİRİLDİ...
Bugün İBB Davası’nın 85. duruşma günü için Silivri’de yeni yapılan salonda bulunan İmamoğlu, öğleden sonra salondan ayrılarak eski duruşma salonuna getirildi.
NE OLMUŞTU?
İmamoğlu’nun Beylikdüzü’nde görev yaptığı dönemde makam aracı olarak kullandığı araç için yapılan ödemeler nedeniyle kamunun toplamda 122 bin TL zarara uğratıldığı öne sürülürken; İmamoğlu, 6 Temmuz’da görülen diploma davasında söz konusu davayı eleştirmişti.
Belediye ile kendi aracını makam aracı olarak kullanmasına ilişkin resmi bir protokol yapıldığını ifade eden İmamoğlu, protokol kapsamında aracın tüm giderlerini kendisinin üstlendiğini belirtmişti.
‘MASRAFLAR KARŞILANDI, BUNA RAĞMEN DAVA AÇTILAR’
İmamoğlu, “Ben 12 yıl makam aracı olarak kendi aracımı kullandım. Ne Beylikdüzü’nde ne İstanbul Büyükşehir’de makam aracını kullandım. Benzinini de ben aldım, bakımını da ben yaptırdım, lastiğini de ben değiştirdim. Arada çıkan farklar da 2025 yılının hemen başında faiziyle birlikte tamamen ödendi. Buna rağmen dava açtılar” ifadelerini kullanmıştı.
