YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel: “Mudanya, Silahların Sustuğu ve Milletin İradesinin Dünyaya Kabul Ettirildiği Yerdir”
“CUMHURİYET’İN KURUCU KADROLARININ MİRASINI ONURLA, GURURLA TAŞIYARAK; SADECE MİLLETTEN GÜÇ ALARAK YOLUMUZA DEVAM EDİYORUZ”
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Bursa’nın Mudanya ilçesinde Mudanya Mütarekesi’nin 104’üncü Yıl Dönümü Törenine katıldı. Burada konuşan YENİ Parti lideri Özel, “Sayın Genel Başkanım, değerli konuklar, Mudanya kadar güzel Mudanyalılar, hepinizi sevgiyle selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz. Bugün Cumhuriyet’e giden yolun en önemli taşlarından birinin döşendiği bu güzel kentte Mudanya Mütarekesi’nin 104’üncü yıldönümünde sizlerle bir arada olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum” dedi. Özel, şunları söyledi:
“CUMHURİYET’İN EN GÜZEL TANIMI…”
“Sayın Genel Başkanımızın şahsında burayı, bu töreni onurlandıran tüm konukları, biraz önce sahnede kendisini gördüğümüzde değerli babasını, değerli Atamızı adeta burada temsil eden ve 100’üncü yılda o zaman grup başkanvekili sıfatıyla katıldığım törende kendisinin 100’üncü Yıl Ödülü almasını tanıklık ettiğim, birlikte sahnede yer aldığım sevgili Özden Toker’i, bir Cumhurbaşkanı’nın torunuyla, bir bahçıvanın torununun birlikte milletvekilliği yapmasının Cumhuriyet’in özeti olduğunu, Cumhuriyet’in en güzel tanımı olduğunu birlikte yaşadığımız sevgili Gülsün Bilgehan’ı, birlikte milletvekilliği görevini halen yaptığımız ya da geçmişte yaptığımız değerli milletvekillerimizi, yerel demokrasinin kahramanları, tüm zorluklara rağmen bu güzel kente, Bursa’ya ve Mudanya’ya hizmet eden değerli belediye başkanlarımızı ve Bursa’nın iradesi birileri tarafından ne kadar sakata uğratılsa, sakatlanmaya çalışılsa, fesat gösterilse de Bursa’nın seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı sevgili Mustafa Bozbey’i hepiniz adına saygıyla selamlıyorum.”
“MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANLARIMIZI MİNNETLE ANIYORUM”
“Sözlerime Cumhuriyet’in Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere İsmet Paşa’yı ve bütün milli mücadele kahramanlarını bir kez daha minnetle ve rahmetle anarak başlamak isterim. Bugün burada bulunduğumuz meydan, sıradan bir meydan değil; cephede kazanılan büyük bir askeri başarının masada siyasi, diplomatik bir kazanıma dönüştüğü yerdir. Hatırlayalım, Büyük Taarruz kazanılmış, Yunan ordusu Anadolu’dan çıkarılmıştı. Fakat savaşın bitmesi için yalnızca cephede kazanmak yetmiyordu. Bir tarafta henüz savaş meydanından çıkmış, yıllardır yokluk içinde mücadele veren bir millet; diğer tarafta dönemin büyük devletleri, denizde onların savaş gemileri, orduları ve masanın başında diplomatik güçleri, diplomatik temsilcileri vardı. O masaya Türkiye’nin temsilcileri oturdu. Başlarında 38 yaşındaki İsmet Paşa vardı. Fevzi Paşa ve Refet Bele ile birlikte. İngiltere, Fransa ve İtalya’nın temsilcileri arkamızda bulunan Mütareke Evindeydiler. Yunanistan’ın temsilcileri ise Mudanya açıklarındaki bir gemide bekliyorlar, kendilerinin sahada kaybettikleri savaşı masa başındaki müzakerelerle İtalya’dan, Fransa’dan ve İngiltere’den geriye çevirmesini, Anadolu’da varlıklarına sürdürebilecekleri topraklar ve Doğu Trakya’da kalıcı olmayı ümit ediyorlardı. Bu kez karşılarında Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa değil; ama cephedeki kadar devleşen, iyi eğitimiyle, yabancı diliyle, müzakere tekniklerine hakimiyetiyle, kıvrak zekasıyla genç bir diplomat, daha sonra İnönü soyadını alacak olan İsmet vardı. Masadaki en çetin mesele hiç şüphe yok ki Doğu Trakya’ydı. Türk heyetinin tutumu açıktı. Türk ordusu düşmanı Anadolu’dan çıkarmıştı, işgal altındaki toprakların tamamen boşaltılması gerekiyordu. Ve Batı Trakya’da da ya yeniden bir savaşı göze alacaklardı, o kararlılık İsmet Paşa’nın gözlerinden okunuyordu; ya da yeni kayıplara uğramadan egemenliğimizi tanıyacaklardı. Sert müzakereler yaşandı. Hatta yeniden bir savaş ihtimalinin kıyısından dönüldü. Ama sonunda İsmet Paşa’nın Mustafa Kemal’le sürekli irtibat halindeki müzakere yeteneği ve özgüveni, masada Türkiye’nin iradesinin kabul edilmesi ile sonuçlandı.”
“BARIŞIN YOLU, MUDANYA’DAN LOZAN’A DOĞRU UZANDI”
11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi hazırlandı, imzalandı. Doğu Trakya yeni bir savaşa gerek kalmadan Türkiye’ye devredildi. Sonrasında Kurtuluş Savaşı’nın silahlı safhası kapanırken büyük barışın yolu açıldı. O yüzden bugün birazdan takdim edilecek olan ödülün adı Barış Yolu Ödülü’dür. Ve büyük barışın yolu buradan, Mudanya’dan Lozan’a doğru uzandı. İşte Mudanya budur. Mudanya, silahların sustuğu ve bundan sonra silahlara yer olmadığının kabul edildiği, milletin iradesinin dünyaya kabul ettirildiği yerdir. O kabul ettirme sürecinin en önemli kilometre taşıdır. Burada bir devlet adamı tarihe çıkmıştır. Bir asker, bir devlet adamına, bir diplomata dönüşmüştür. İsmet Paşa ömrünün önemli bölümünü asker olarak geçirmişti. Kurtuluş Savaşı sürerken iki yaşındaki oğlu İzzet’i kaybetmiş bir babaydı, acısını yüreğine gömmüş, görevine devam etmişti. İnönü’de, Sakarya’da, Büyük Taarruz’da askerdi. Mudanya’da ise bambaşka bir cephe vardı. Bu kez karşısında siperler değil; bir müzakere masası, güçlü devletlerin temsilcisi müzakereciler vardı. Elinde silah değil, kalem vardı. Savunduğu şey aynıydı. Türkiye’nin tam bağımsızlığını savunuyordu. İşte Mudanya aynı zamanda bir kumandanın bir büyük diplomata dönüşmesini de dönüm noktasıydı. Mudanya’dan sonra İsmet Paşa bu kez Lozan’a gitti. Lozan’da karşısında Birinci Dünya Savaşı’nın mağlup Osmanlı devletini hatırlatanlar vardı. İsmet Paşa’ya Birinci Dünya Savaşı’nın mağlup devletinin temsilcisi muamelesi yapmaya, o günkü sınırları hatırlatmaya kalktıklarında İsmet Paşa kısa, açık ve net bir cümle söyledi. ‘Beyler ben buraya Mondros’tan değil, Mudanya’dan geldim. Aklınızı başınıza alın.’ Bu, bir cümleden fazlasıdır. Bu söz, özgür ve bağımsız Türkiye’nin ilanıdır. Bu söz özgüvendir, geleceğe güvenle bakmaktır; Mondros‘un teslimiyetinden değil, Mudanya’nın zaferinden gelen bir milletin sesidir. Çünkü arkasında kazanılmış bir zafer, yeni zaferler kazanmaya kendini adamış bir millet vardır. Ve sonunda Lozan imzalandı. Türkiye’nin bağımsızlığı tescil edildi. Türkiye’nin tapu senedi Türkiye’ye getirildi.”
“GERÇEK BİR DEMOKRATTAN BAHSEDİYORUZ”
“İsmet İnönü’nün bize bıraktıkları bunlarla da sınırlı değildir. Türkiye’yi çok partili hayata geçiren devlet adamı da İsmet İnönü’dür. 1946’da yapılan seçimlerde seçim güvenliğine ilişkin endişeleri, eleştirileri duyan, muhalefetle iktidarı bir araya getiren, hakim denetiminde bir seçim sistemini o tarihten ülkemize kazandıran ve milletin verdiği oyun sandığa girmesini, aynıyla sandıktan çıkmasını temin eden, bunu Türkiye’ye kazandıran İsmet Paşa’dır. 14 Mayıs 1950 seçimlerine girmiştir ve 1950 seçimlerini kaybetmiştir. Seçim akşamı ‘Paşam herhalde bunlara ülkeyi teslim edecek değilsiniz’ diyenler başka şeylere niyetlenmesin diye hemen yanında habercisini çağıran, Demokrat Parti’ye haberci yollayan ve resmi seçim sonuçları ilan edilir edilmez ‘Paşa devir teslime hazırdır’ diye teminat veren ve bu seçim yenilgisinden sadece sekiz gün sonra, 22 Mayıs’ta Amerika’da bulunan oğlu Erdal’a mektup yazarak ‘Bu seçim memlekette yeni bir hayat tarzı kurmak için giriştiğimiz teşebbüste ne kadar ciddi ve samimi olduğumuzu ispat etmiştir. Memleket için, hepimiz için şeref olmuştur’ cümlelerini kaleme almıştır. Kaybettiği seçimi şeref gören bir devlet adamından, gerçek bir demokrattan bahsediyoruz. Hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. Çünkü demokrat olmak, kazandığın seçim akşamı belli olmaz. Kimin demokrat olup kimin demokrat olmadığına seçimi kaybettiği akşam bakacaksınız. Seçimi hazmedip hazmetmediğine, oyu kendine verince ‘milli irade’ diyenlerin oy kendine verilmediğinde ne yaptığına bakacak, demokrat olup olmadıklarına o zaman karar vereceksiniz.”
“MİLLET İRADESİNİ TESLİM ETMEDİ VE ETMEYECEK”
“İsmet Paşa’nın bu olgunluğu bugün hepimizin demokratlık konusundaki sınırlarını, hedeflerini belirleyen en önemli ibaredir, en önemli sınırdır. Biz de bugün aynı anlayışla Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının mirasını onurla, gururla taşıyarak; milletin iradesinin üzerinde hiçbir güce inanmayarak; sadece millete güvenerek, milletten güç alarak yolumuza devam ediyoruz. Kendini milletin üstünde görenlere, kendi çıkarlarını milletin çıkarlarının üstünde tutanlara, partilerini devletin partisi, devleti partisinin devleti görenlere inat biz köklerimizden aldığımız cesaretle Türkiye’yi büyütmek ve yüceltmek için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Bu millet başını cephede eğmedi, masada eğmedi, sandıktan çıkan iradesini kimseye teslim etmedi ve bundan sonra da etmeyecek.”
“CUMHURİYET’İN YİĞİT İNSANINA ÖDÜL VERECEĞİZ”
“100’ncü yılda Sayın Toker’e burada ödülünü sunmuştuk. 102’nci yılda Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin değerli Başkanı Ayşe Yüksel’le birlikteydik. Bugün ise bambaşka bir heyecan ve gururu sizlerle paylaşmak üzere buradayız. Biraz önce Sayın Karayalçın hatırlattı. Ne güzel tesadüf ki geçen hafta cumartesi gecesini, Rize - Artvin’de bir yayla evinde geçirmiştim. Işıkları kapattığımda aklıma Sayın Mehmet Haberal'ın ‘Yedi yaşında elektriğin olmadığı köy evinde çıra ışığında okuyarak her gece çalışarak buralara kadar geldim. Hiçbirimizin tembellik etmeye hakkı yok. Bugünkü şartlar o günden zorlu değil’ dediğini düşünerek, kendisine ve Cumhuriyet’in değerlerine sarılıp Türkiye’ye dünyanın dört bir tarafında temsil eden bütün bilim insanlarımıza, bütün sanatçılarımıza, bütün sporcularımıza minnet duyarak uykuya dalmıştım. Ne güzel bir gün ki bir hafta sonra burada bu Cumhuriyet’in yiğit insanına, bütün dünyaya Türkiye’yi tanıtan bilim insanına, organ nakli gibi belki de hekimlik gibi en kutsal görevin en kutsal görevlerinden bir tanesini Türkiye’ye taşıyan böyle bir insana böyle bir ödülü vereceğiz. Her sene seçici kurul hepimizin birbirinden takdir ettiği kişileri bu ödüle layık görüyor. Ben seçici kurulu Sayın Genel Başkanımın şahsında bu güzel tercih için bir kez daha kutluyorum. Sayın Mehmet Haberal’ın hepimize örnek olan hayat hikayesinin önünde saygıyla eğiliyor, kendisine böyle bir ödülü takdim etmekten büyük bir onur duyuyorum. Kendisini alkışlarınızla ödülünü almak ve konuşmasını yapmak üzere sahneye davet ediyorum.”
Sosyal Medya
İlgili Paylaşımlar
X paylaşımıX'te aç
Gönderi yükleniyor…
