Edebi, psikolojik, felsefi; hangi türde olursa olsun bir kitabı okurken yazarına bakarız. Bu etkileyici ya da bize anlamsız gelen cümleleri kim yazmıştır? Üzerine düşündüren, beğendiğimiz bir kitaptaysa okuduklarımız ve yazarını tanımıyorsak biyografisini inceler, "kimdir, neler yasamış, bu kitabı yazmadan önce neler yapmış?" anlamaya çalışırız. Sırf yazdıklarından dolayı; tanımadığımız bu kişiye ilgi duyar, saygı duyar birkaç kitabını okuyup onları da beğendiysek hayranı oluruz belki de...
Peki ya yazdığı sihirli kelimeleri beğendiğimiz yazarların geçmişini, biyografik özelliklerini, karakterini istediğimiz gibi düzgün bulamadığımızda ne olur? Bu konuda çok sayıda örnek var ve çok sayıda soru sorulabilir. Diyelim ki yazarımız edebiyatta iyidir, kelimeleri kitapta ahenkle dans ediyordur ancak kendisine ilişkin çeşitli olumsuzluklar gazete haberlerine yansımıştır, hakkında türlü iddialar vardır. Başka bir örnekte de içinde ‘doğru ebeveyn’ olmak üzerine yazılar olan bir kitabın yazarı, geçmişte kendi çocuklarına kendisi bakamamış akrabalarına ya da bakımevine bırakmak zorunda kalmış olsun. Bu ve benzeri pek çok tezat durumun iç içe olduğunu ve gün yüzüne çıkarak tepkilere neden olduğunu düşünelim. Mesleğini yapma şekli hayranlık uyandıracak derecede iyi olan birinin yaşam alışkanlıklarını, yaşamındaki tercihlerini ya da başına gelenleri onaylamadığımızda, başka bir deyişle yazarın yaşam şekli okurun beklediği etik ve ahlaki değerlerle uyuşmadığında ne olur? Bu onun yazdıklarını çöpe mi attırır yoksa “kişinin fikirleri ve yazdıkları ayrı!”, “özel yaşamında yaptıkları ayrı!” mıdır? Hani halk arasında söylenir ya “doktorun dediğini yap yaptığını yapma diye! Ben de sorunun cevabını gerçekten merak ediyorum. Yazarın kendisi ve yaşam şekli yazdıklarından ne kadar önemlidir? Bu konuda geçen yaz okuduğum bir kitap bu konudaki düşüncelerimi ve sorgulamalarımı daha da artırmıştı.
Sözünü ettiğim kitabı, çok satanlar rafında gördüğümde kapağı ilgimi çekmiş bununla birlikte sırf kapağı güzelmiş diye bir kitap almak istememiştim. Daha sonra bir dergide hakkında bir yazıya rastladım. Orada anlatılanlar sayesinde kitabı hemen sipariş etmiş gelir gelmez yarısını, bir oturuşta okumuştum. İthaki yayınlarından çıkan bu kitabın adı ‘Sarı Yüz’! Yayın dünyası ile ilgilenenler için çarpıcı bir roman. “Yazar mı satar yoksa kitap mı?” konusunu derinlemesine işliyor.
Peki bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Yazarın adı sanı, nereli olduğu ve nasıl bir yaşamı olduğu sizin bir kitabı okuyup okumamanızı ya da kitapla ilgili değerlendirmelerinizi etkiler mi?
Günümüzde hemen herkesin her şeyi sormaya başladığı yapay zeka, "Edebiyatta ve sanatta yazı mı önemlidir yoksa yazar mı sorusunun tek bir doğru yanıtı yoktur; eser kalıcılık ve etki gücüyle öne çıkarken, yazar da o metne ruhunu, birikimini ve özgün sesini veren yaratıcı güçtür." diyor.