Ankara ayazını hatırlatan bir günde Kadıköy sokaklarında yürüyorum. Bir öykü akşamına gidiyorum. Yazarlar kendi seslerinden okuyacak seçtikleri yazılarını. Kulağa ilginç geliyor, oldukça merak ediyorum. Etkinlik Rexx kafede. Gençliğimizin etrafında geçtiği Rexx Sineması’nın bulunduğu yere doğru yürüyorum. Belki de oraları bir görmek istiyorum. Ondan bakmıyorum haritaya. Mekanın civarda olmadığını görüp arkadaşımı arıyorum ve başka bir sokakta olduğunu öğreniyorum. Navigasyonu açıyorum...
Çeşitli öyküler dinleyecek olmanın heyecanındayım. Ferah bir kafe buluyorum. Sigara dumanı yok ve kahveleri de oldukça lezzetli. Etkinliği düzenleyen arkadaşım Eski Gazeteci Şair/Yazar Kadir Aydemir bir masaya yönlendiriyor beni. Solumda Avukat ve Yazar Muazzez Çörtelek, sağımda Sibel Dülger oturuyor. Tanışıp, sohbet ediyoruz. Bu akşam onlar da öykülerini okuyacaklar. Heyecanlılar. Onlar için de bir ilk bu. Sibel Tekirdağ'dan gelmiş. 'İyi ki ben de bahanelere kapılmayıp, kalkıp gelmişim' diyorum. Tahmin ettiğim gibi keyifli ve anlamlı geçiyor etkinlik. Yazarlar sırasıyla soluk renkli koltuğa oturup öykülerini okuyorlar. Adeta tek kişilik oyunlar sergilenen bir tiyatro sahnesi gibi canlanıyor her şey. Kiminin sesi titriyor, kimi çok daha etkileyici hale getiriyor okurken sözcükleri. Öyküler birbirinden anlamlı ve çarpıcı. Bir de yazarlar kendi tonlarında ve hızlarında okuyunca, harika bir atmosferde hayallere dalıp gidiyoruz hep beraber. Bu düzenledikleri ilk öykü buluşması, daha önce şiir günleri yapmışlar. O nedenle şanslı sayıyorum kendimi. Çok yazar, az dinleyici var. Samimi bir ortam. Belki de katılanlar edebiyatla ilgili oldukları için hiç yabancılık hissetmiyor insan. Aynı gemide salınan yolcular gibiyiz.
Aydemir yapıyor açılışı... Emirgan Sevenler Derneği Başkanı Öğretmen ve Yazar Cafer Hergünsel, Masal Kentim adlı kitabından okuyor öyküsünü. "Erguvanlar canlanacak..." Kendisi; doğa ve hayvanlara duyarlı bir yazar. Öyle telaşlı okuyor ki, sanki yazdığı o anı tekrar yaşıyor. Aslıhan Gökbulut, okurken tüylerimiz ürperiyor. Çok enteresan bir konu seçmiş. "Gergin ve stressiz bir hayat mümkün müydü?" diye soruyor yazar, çevresindeki mutsuz ve hasta yüzleri gördükçe... Ölüler oteline bir rezervasyon yaptırıyor. Yaşarken hayatı ıskalamamaktan bahseden oldukça farklı bir öykü gerçekten. “Bülent Akgezer, şarap uzmanı, gurme. Bozcaada mitolojisini yazdı. Müzisyen aynı zamanda.” Böyle tanıtıyor Aydemir onu. Torunu için mitolojik hikayeleri masala dönüştürerek yazıyor. Çocuklar manzum şeyleri daha rahat okuyor ve ezberliyorlar diyor. Rüzgarları anlatan bir hikayesini okurken sözcükler havada dans ediyor adeta. "Köpükler kremalı pasta gibi..." Kısmı özellikle kaldı aklımda. Harika.
Çağdaş Türk öykücülüğünün önemli isimlerinden Necati Güngör'ün 'Damdaki Köpek' isimli öyküsünü Ecem okuyor. O kadar duygusal bir sesle okuyor ki, derin bir sessizlik oluyor. Konusu hüzünlü ıssızlık... Fötr şapkaları yenileyen Agop Usta ve Kadir Dayı, öykünün kahramanları. Bu mesleklerin de zamanla yok oluşunun hikayesi aynı zamanda.
Sibel Dülger, Yokuştaki Ev kitabından İnci Küpe'yi okuyor. Bir evlilik ya da boşanma hikayesi. Sen neresinden bakarsan... "Mağarasına köle arayan bir adam" diyor yazar. Oldukça gerçekçi bir hikâye... Film karesi gibi geliyor dinledikçe, bir dizi ya da film sahnesi izliyoruz sanki. Muazzez Çörtelek'in öyküsü, Çamlıca Kısıklı'da geçiyor. İçindeki derin kuyu hakkında psikolojik bir anlatım...
Mustafa'nın Canı Tatlı Çekti, "Evsiz Değilim ki. Kimsesizim." diyen bir çocuğun iç sesi... Babasından, 'babam olacak adam' diye bahsederken hepimizin içi yaralanıyor. Üvey anne eline kalmış duygusal bir çocuk... Yazan ve okuyan, Hasip Bingöl.
Mimar ve Su terapisti Esra Ecem Öksüz, kendi hayatı tamamen değişince bir roman yazmış. 'Herhangi bir kız ya da değil' adlı ilk romanından bir bölüm okuyor bize. "Mardin'de geçen Yüzüklerin Efendisi vari bir hikâye" diyor romanı için kendisi. “Yıllarca mimarlık yaparken, sürekli ödül peşinde koştum. Sonunda çok mutsuz olduğumu fark ettim.” diyor. İşini bırakıp Su terapisine yöneliyor. Kitabından bilinçaltı kodlarından özgürleşmeyi anlatan bir roman olarak bahsediyor. Hem kurgu hem otobiyografi gibi anlıyorum anlattıklarından. Mimarlık işlerine de geri dönmüş yeni ortağıyla birlikte. Bu sefer su, nefes ve doğayla uyumlu projeler üretmek istiyor sadece.
Genç bir üniversite öğrencisi olan Mehmet Barış Terzi, hiçbir yere ait olmayanların her yere aitmiş gibi davranması hakkındaki öyküsünü okuyor. Oldukça heyecanlı. "Sevmek mi sevilmek mi insanı yaşatan?" diye soruyor onun öyküsü. Aydemir'e çok teşekkür ediyor gençleri desteklediği ve bu ortamı sağladığı için... Senarist Yazar Mine Ölce, 20. Kattaki rezidansta yaşama alışmak üzerine bir öyküsünü okuyor. Nedeni bulunamayan alerjik kaşıntılar. Kremi sürünce geçer diyor doktor ama geçmiyor... Nedendir sizce?
Melih Yıldız, kendi öyküsü yerine; geçtiğimiz gün kaybettiğimiz Değerli Yazarımız Necati Tosuner'i anmak üzere geçiyor koltuğa. Tosuner’in, kırk bir yıllık aşkı Leman Hanım için yazdıkları şöyle: "Evleneli 41 yıl, boşanalı 26 yıl olmuştu!"... Son olarak da 2010 yılından beri fantastik öyküler yazan Deniz Kocatürk, Meridya adlı eserini okuyor. "Öykücüler yaşananları yazar denir, ben yaşamadıklarımı yazıyorum." diyor.
Tadı dimağda kalan bu öykü akşamını düşleyen ve hayata geçiren Yitik Ülke Yayınları sahibi Kadir Aydemir'i tebrik ediyor ve oraya gelip öykülerini okuyan tüm yazarlara teşekkür ediyorum. İki saat içinde nerelere gittik, neler düşündük, neler hissettik... Eşsiz bir tecrübeydi. Katılan yazarların diğer öykülerini de merak ediyor, okumak istiyorum. Demek ki dinlemek de okumak kadar etkili. Öykü buluşmaları ayda bir devam edecek. Edebiyat severseniz şimdiden planlarınıza ekleyebilirsiniz. Bu arada, ücretsiz olduğunu ve çıkışta tüm katılımcılara kitap hediye ettiklerini de eklemeliyim. Yazarlarla göz göze sohbet etmek çok güzel, özellikle genç yazar adayları için de önemli bir fırsat. Bir kahve içecekseniz, neden orası böyle bir öykü akşamı olmasın? Ruhların dinlendiği ve mutlu ayrılacağınız bir etkinlik.