Evet, Türk siyaseti bir “oğlan” daha kazandı.
Anlatayım… Türk siyaset yaşamını gözleyenler; temiz ve dürüstlüğü simgeleyen kişilikleri gördükçe, kendisi gibi bildiklerinin toplumda önde ve önder olmasını, o kişi kendisiymiş gibi içselleştiriyor. Güven duyuyor, kendisini, toplumunu ve ülkesini güvenlik içinde görüyor.
80 yıllık çok partili demokratik yaşam sürecimizde; içinde halk olarak bizim olmadığımız, politika oyuncularının oyunu gibi yürüyen, onlar artist ve sanatçı, halk, parasını verip seyirci ya da oy verip işe karışmayanlardan oluşan “demokrasi aracı”na bindirilmiş, kitle gibiydik. Ne zaman ki siyasetçiler; demokrasi gibi gösterdikleri oyunu, birbirlerinin kuyusunu kazmak için araç haline getirdiklerinde, toplumda her zaman başta gençlik olmak üzere bir hareketlilik olmuştur.
1960 öncesinde, 12 Mart 1971 öncesinde ve 1980 öncesinde de olduğu gibi gidişattan memnun olmayan gençlik ve genç kalanlar, “seyirci olmayacağız”, “demokrasi oyunu”na alet olmayacağız tepkisi verdi. Görünen odur ki halk; “demokrasi beni yok saymak” değil, “beni tanımaktır” diyor bir kez daha.
Toplumlar her ne kadar; takım, ekip çalışması ile her zorluktan çıkılacağını sansa da her ekibin, her takımın, örgütlenmenin kesinlikle bir önderi olmak durumunda… Takım oyunu önemli diye düşünülse de takımı çekip çevirecek, yönlendirecek, cesaretlendirecek bir liderlik gerekli oluyor.
Halk; seçtiği insanların, kendisinin inanmadığı gerekçelerle görevlerinden alınmasına, bununla da kalmayıp, yargılanmaları gerekiyorsa bile tutuklanarak, cezaevlerine tıkılmalarını içine sindiremiyor. Yargısız infaz edilmelerine dayanamıyor. Demokrasinin bir oy kullanımlık hakkını da kullansa, bu hakkına zarar verilmesini kabul etmiyor. “Zor oyunu bozar” diye bir atasözü vardır, anlamı şöyle açıklanıyor: "Bir kişi, kurala göre yürümekte olan işi, istediği yola çevirmek için zor kullanırsa, artık kural söz konusu olamaz. Güçlü olan istediğini yapar". Bu tanımlamayı neye yorarsanız, yorun! Ama güçlü kimdir? diye kendinize sorun… “Güçlü benim” dediğiniz an her şey yoluna girer.
Hani Ecevit, “Halk” başlıklı şiirinde diyordu ya:
damla damla bir kaynağa
usul usul yağa yağa
sular gibi bir ağızdan
gürül gürül çağlar olsan
seni dinler seni dünya
bir ağızdan çağlar olsan
incecikten dere dere
omuz omza vere vere
bir ırmakta kaynaş olan
sular gibi akar olsan
dize gelir dize dünya
bir arada akar olsan
dağı taşı oya oya
harcı mili katıp suya
oluk oluk rahmet olup
tarlalara dalar olsan
damla damla kaynak olsan
dere dere ırmak olsan
omuz omza gürül gürül
söyler olup eyler olsan
aşar geçer engelleri
özgür olur özgür insan
Ülkemizde yeni bir refleks var… “Dıştan veya İçten Gelen Bir Uyarım Sonucunda Organizmada Tepkilere Yol Açan İstemsiz Sinir Etkinliği” olarak tanımlanan refleks, tepke, yansı, yansıtmak olarak ortaya çıkıyor.
Unutulmasın; bu durum, toplumun bu yansısını, refleksini görmesi gerekenler kabul edinceye kadar devam eder! Toplumun birikmiş öfkesi, kabaran bir refleks olarak; 4/5 Kasım 2023 günü CHP’nin kurultayında uç verdi, 31 Mart 2024 yerel seçimlerde çağıldadı, 19 Mart günü Saraçhane’de gün yüzüne çıktı.
Kaynaktan çıkan su, yol alır; dere olur, çay olur, ırmak olur, nisan yağmurları gibi çağıldayarak çoğalır, çoğalır, çoğalır, selleşir. Önünde ufak-tefek ne varsa götürür, bentler, köprüler, barajlar aşar. Bazen durulur mevsimler gibi, dönüşür bazen, yeni yollar bulur kendisine, ama durmaz! Tepeleri, dağları, kenarından köşesinden geçer, yol bulur kendi akışına, kavuşur hülyasına, sevdasına, iradesinin görkemli demokrasisine!
Güven veren, içten, dürüst, kalender, bizden biri, halkın çocuğu, sokaklardan tanıdığımız kişilik gibi argümanlarla (kanıt, çıkarım) tanınan bir figür (beti) topluma özgüven kazandırmakta… Yol arkadaşı Ekrem İmamoğlu’na, partililerine, siyaset kurumuna ve Türk milletinin gönlüne; dostluğu ve bağlılığı içten olan, birine ya da bir şeye içtenlikle bağlı bulunduğu duygusunu göstermekte, duyumsatmaktadır. Bugün toplumumuz, “Analar ne yiğitler doğurur” betimlemesinin gerçekliği ile karşı karşıya…
İlk kurultayda partisinde beliren, ikinci kurultayda su yüzüne çıkan, Saraçhane’de evini, ocağını her şeye karşı bekleyen ve koruyan bir ana, bir baba, bir yar gibi korkusuz, kaygısız ve gösterdiği cesaretle artık toplumun da bakışlarını üzerinde toplayan “Yağızoğlan” Özgür Özel; tüm kesimlerin, siyaset ilgililerinin, gençlerin ve hatta iktidar taraftarlarının dahi dikkat, ilgi ve belki de sempati ile izledikleri bir kişilik olarak çıktı ortaya…
Söyleyeyim sizlere, “Yağızoğlan” seviliyor!