Olayı somutlaştıralım: Türkiye’nin kurucu partisi; kendi içinde, içeriden ve dışarıdan sarmalanan siyasi ve hukuki bir kıskaca alınmıştır. Bunu bütün yurttaşlar görüyor, gözlemliyor, biliyor. Yurttaş, Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy verse de vermese de o partinin ve ülkesinin kurucusu ve kurtarıcısı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsında onun iki yapıtı olan ne CHP’ye ne de Türkiye Cumhuriyeti’ne zarar verilmesini istemiyor, tam bir ulusal bilinçle asla kabul etmiyor.
Zaman zaman çok partili yaşamın doğasından yararlanan zümreler demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan parti yönetimlerinde ve ülkede egemenlik kurabiliyor. Demokrasinin bu zümrelerce araç olarak kullanılmasın anlaşılması uzun zaman alabiliyor. Halk sonuna kadar dayandığı durumdan kullanıldığını anladığı an kötücül akla karşı gelecek bilinçle hareket edebiliyor.
Ülkemiz insanları; anlatılması, anlaşılması ve çözülmesi güç olan “mutlak butlan” gizemli siyasi mühendislik yapıtını, çözmekle uğraştırılmaktadır. Ancak, günümüzün CHP’si ve yüce Türk Ulusu, ortada oynanan oyunun ayırdındadır.
Türkiye Cumhuriyeti anayasal düzeninin Yargıtay ve YSK gibi meşru organlarının, MİLLET ADINA karar vermeleri durumunda, kimsenin itiraz edemeyeceği hukuku gerçeklik ortaya çıkar ve her şey yoluna girebilir. Yok, millet adına değil de zümreler adına karar verirlerse toplumumuz bu sakat durumu düzeltmek için epey uğraşmak zorunda kalacak. CHP üyeleri ile üye olmadıkları halde oyları ile destek veren halk, çözümü sandıkta bulacaktır. Ancak istenen ve beklenen ‘Adalet mülkün temelidir’ sözünden de anlaşılacağı gibi sorunun devletin kurumlarınca çözülmesidir. Yargıtay ve Yüksek Seçim Kurulu, toplumun geleceğini iki siyasi aktörün elinde oyuncak olmaktan çıkarıp, hukukun egemenlik gücünü Anayasal bağlamda yerine oturtması gerekir.
Ortadaki yargı kararı sonucu artık ne amaçla yapılırsa yapılsın CHP iki şaka ayrılmıştır. Hukuktan istenilen siyasi amaç gerçekleşmiş, partinin içine nifak, ara bozuculuk ve fitne sokulmuştur. Doğru veya yanlış bu karar; üreteceği hukuksal sonuçları ile siyasi, ekonomik, toplumsal ve hatta psikolojik bir gelecek biçimlendirecektir. Bunu; her durum bozanın onarması gerektiği gibi yine yargının kendisi düzeltecektir. Düzeltmiyorsa, kötü niyeti ile tarihe geçecek, öyle okunacak, öyle anılacaktır. Düzeltme; hukuk kuralları çerçevesinde, adil terazinin işletilmesi ile olur. Eğer yargı düzeltmezse halk oyları ile düzeltecektir.
Adaleti yerini getirmesi beklenen mahkeme veya YSK’nın; yargılama sürecini zamana yayması halinde, yapılacak ilk seçimde halkın iradesinin fesada uğratılmasının amaçlandığı açıkça anlaşılacaktır. Bu, ‘geciken adalet, adalet değildir’ söyleminde olduğu gibi ‘üretilen çözümsüzlük’, halkın oyuna ‘hile karıştırma’ girişimi olarak yaratılan kargaşadan medet (yardım) umanların kısa erimli kazanımları ile sona erecektir. Bu da hukuktan beklenen ‘adalet’ olmayacaktır.
Biz yine de ortada adaletin sağlıklı sonuç üreteceğine inançla, yine de söylemeliyiz ki ülkemizin ‘depremle’ yaşamaya alışması gibi CHP’liler de ‘BUTLANLA YAŞAMAK’ zorundadır. Depremden korunmak için nasıl önlemler alınarak mal ve can yitim oranları düşürülebiliyorsa, CHP de mutlak butlandan alacağı yitimleri uzun erimli savaşım sonucu güvenç, inanç, azim ve kararlılıkla sonuçlandıracaktır. Ne butlana ne de depreme teslim olunmayacaktır. Önlemler alınacak, yanlışlar düzeltilecek, insanlığın istediği her şey yaşanarak yerine getirilecektir. Depremi yenmek de siyaseten ortaya konulan karmaşayı aşmak da uzun soluklu uğraş gerektirir. Neyse ki halk, üzerine düşen görevi nasıl sonuca bağlayacağını biliyor.
Peki, Yargıtay ve YSK siyasi amaçlı bu hukuki kararı adaletli bitirebilir mi? Bunu irdeleyeceğiz!